12 Haziran 2011 Pazar

OLUN BİRAZ LAN

Hiçbir zaman sevmedim insandan geçmeyi, insanı silmeyi. Hiç de beceremedim.
Ama kırılıyorum. Ve istiyorum ki benim geçmediğim insanlar biraz da olsa kendilerine baksınlar.
Olay şu; belki kendine göre hiç de yanlış bir şey yapmamış olabilirsin, hatta belki de kendine göre doğru birşey yapmışsındır. Ama eğer ki kırılmışsa karşındaki, hele ki kırıldığını da sana belli etmişse, ulan sen o kadar da doğru birşey yapmamışsın demek ki.
Bir şeyi hata yapan onun sadece sana göre olan sonuçları değil bazen de etrafındakilere olan etkileridir.
Hareketlerinizin sorumluluklarını alın.
Kendi dünyanızı kendiniz yaratıyorsunuz ok.
Ama tek başınıza yaşamıyorsunuz bu dünyada.

Haa önemseyeceğiniz insanlara karar veriyorsunuz. İnsan seçiyorsunuz.
Bu burjuva hareketler bi sinir etti bak beni.
İnsan ayrılır mı lan, ona böyle buna böyle davranılır mı.
Ne hesapçı, ne kitapçı adamlarsınız.
Daha da beteri kendinizi iyi insan sanıyorsunuz.
Değilsiniz lan, iyi falan değilsiniz.
Sadece bencil, ayrımcı, suratsız, terbiyesiz ve ister inanın ister inanmayın, yalnız adamlarsınız.
Başınıza iyi birşeylerin gelmesi için bunu hak etmeye çalışmanız gerekir.
Bir insan ne kadar insan olacağını kendi belirler.

Hödük gibi davrandığınız insanlar bir süre sonra sallamazlar yediğiniz boku ama dünyada insan da biter birgün.

10 Haziran 2011 Cuma

SELECTRA KELEBEĞİ

Eskiden derdim ki " hayatımda olacağını bildiğim tek şey ölüm ve yalnız öleceğim, demek ki yalnız da yaşayabilirim".
Fikrimi değiştirdim " madem ki yalnız öleceğim, ne bok yemeye yalnız yaşayayım".

Seviyorum beni sevenleri, lan sevmeyenleri de seviyorum. Yazık içlerinde sevgi yok, ben vereyim bari biraz. Ama maddem bitmiştir onu söyleyeyim. Daha kimseye veremem maddeler, sevgi gösterileri, iyilikler falan. Yok la zamanı gelir yine veririm. Ama o zamana kadar, siz sevin la birazcık, birazcık da siz verin bakalım nasılmış.

Dostlarım var. Güzel dostlarım, her bokumu kabul edenler.
İyi ki malsınız la, hem yeniler, hem eskiler...

9 Haziran 2011 Perşembe

KAYBEDENLER KLİBİ

İzledim Kaybedenler Kulübünü... Güzel yapmışlar, beğendim.
Fakat işin bir ucu var o da sazanlar (bkz. kaybedenler kulübüne üye olucam)
Sazan biri "evet abi işte hayat bu rock'n roll, ye, iç, sıç, sorumluluk da neymiş" falan diyebilir.
Fakaaat, bu bir dönemdir anneeemmm, insanın içinden gelen bir dönemdir, kendini zorlamadan, öyle oluveren bir dönemdir, yani herkeste olmaz. Ve de bu dönem biter (bkz. plak dükkanı, bkz. kısa saçlar).
Yani kasmayın yavrum kasmayın, her boka böyle atlamayın, hele ki cahilliğinizi rock'n roll'a örtmeye hiç kalkmayın.
Ölümün olduğu bir yerde daha ciddi yaşam var (bkz. filmin sonundaki kaan paşanın minik bebeleri).

Lan bi de ben evimi temizlerim her hafta yaaa. Ama başkası temizlese daha mutlu olurum. Hele ki bir de şu çorap, don asma işi yok mu ona en çok bi sinir oluyorum la.

8 Haziran 2011 Çarşamba

bilmemne.org

Facebook'ta bir reklam gördüm az önce. Gerçekten komik buluyorum bunu...
bilmemne.org Aşk büyüsü. Aşk acısı mı çekiyorsunuz. Sevgiliniz geri gelsin.

Lan... Aşk acısı çekiyoruz da acı bizim acımız. Sevgilimize ne, bu bir. Bu acıyı çekerken defolup giden adam, ne bok yemeye geri gelsin, bu da iki.
Hayır yani gelse ne olacak. O kadar kırılmış, o kadar acımışken insan, dingil dönse ne...

Aşk güzel şey, herşeyiyle güzel. Acısını da çekeceğiz işte, öyle gözler pırıl pırıl havalarda uçarken iyiydi, cennet mi lan burası her gün eğlence, mutluluk...
Ne verdik de dünyaya o da bize sonsuz huzur versin.

Yok kardeşim yok. İstemiyorum ben ESKİ sevgilim bana geri dönsün.
Tercihlerini düşünerek yapmıştır illa ki, giderken de aklı başında, bilerek gitmiştir. O yüzden de geri meri dönmesin.
Anıra anıra ağlasam da, kafamı duvarlara vursam da, ilaçlara gömülüp iyileşmeyi umsam da dönmesin paşam. Madem kararını vermiş, madem benim gibi bir kadını, benim kadar bir kadını hayatından çıkarması gerektiğine inanmış, şimdi gitsin paşalar gibi ne bok yaşayacaksa onu yaşasın.

İSİM NEYDİ

Artık biliyorum hastalandığımı ama her hastalıktan alınacak dersler var, ben neyin nasıl olmasını istediğimi biraz daha anlarken, okuyanlar da düşünsünler. Acılı deneyin acılarını silmeye çalışırken kafamdan geçenler bunlardı. O son yemekten önce...27 Mayıs 2011'de...

Bir senedir hiç durmadan birini mutlu etmeye çalışıyorum. Her ufak tartışmada ben gidiyorum diyen ve giden birini. Verdiği her şey için hesap yapan birini “ eveet şimdi bunu verdim ama aslında vermek istemiyordum çok da”. Her espriyi, her konuşmayı kendisine hakaret sayan, alınganlık eden birini… Kendine hiç güveni olmayan, memnun olmadığı halde hiçbir şeyi değiştirmek için çaba harcamayan birini. Durmadan kafasındakileri saklayan ondan sonra da karşısındakini suçlayan birini…

Sanki ben her şeyden mükemmel derecede memnunmuşum gibi. Sanki her şey istediğim, hep hayalini kurduğum gibiydi. Sanki ben her akşam yemek yapmak ister, her hafta evimi temizlermişim gibi. Sanki her yaptığını beğenirmişim gibi.

Oysa ben bu verdiklerimi bu dünyada hiç kimseye vermedim. Oysa ben, bir rakı kadehi yüzünden bırakabilirim birini, çünkü hiçbir zaman hiç kimseye bağlı hissetmedim. Yalnız olduğumu her zaman biliyordum, o yüzden de ne zaman ne yaşamak istiyorsam yaşadım ben.

Oysa zaman geçerken ve ben bu yalnızlığı kabul etmişken gördüm ki mutlu olunmuyor öyle. İnsan hep yarım kalıyor. Bazı sözlerin klişe olmasının sebebi çok fazla söylenmesidir. Bazen çok fazla söylenen bir şey de doğruluk payının olması muhtemeldir. Elma yarımken, elma da dahil olmak üzere hiçbir şeyi tam bir elma kadar mutlu edemez ya da tam bir elmanın vereceğini veremez. Ben de yalnızlığımdan vazgeçtim. Karşıma çıkana, hiç beklemediğim bir yerde ve zamanda karşıma çıkana, hayatımı, kendimi, bazen istemediklerimi, bende olduğunu varsaydığım her şeyi verdim. Bundan her zaman çok mutlu oldum, mutlu olmadığım zamanlarda bazen sustum, bazen konuştum. Her konuştuğumda kaçırdım. Geri gelmesi için çok uğraştım ve o, içindeki o her zaman göremediği gerçekle, her seferinde döndü.

Şimdi görüyorum ki çabalarım ve verdiklerim hiçbir işe yaramadı. Şimdi diyor ki “ben vermekten sıkıldım, zaten seni vermek istediklerimle mutlu edemiyorum, o yüzden ben artık vermiyorum ya da bazen belki verebilirim de bilmiyorum ama almak istiyorum”.

Her insan vermek istediği birinden almak da ister. Evet ideal dünyada bunun böyle olmaması gerekir ama insan sadece insandır. Hayal ettiğimiz birçok şey gibi bu da gerçekleşmeyecek. Üstelik karşılıksız sevgi bekliyorsak zaten önce kendimizin bunu becerebilmesi gerekir. Biz sürekli birinin bize vermesini isteyip de bizden istedikleri için onu yargılarsak…

Vermek istemiyorum diye almaktan vazgeçmek… Aptallık gibi biraz, çünkü sadece insanız. Her zaman almak isteyeceğiz. O yüzden de dengeye oturtmak gerekiyor bunları. İlişkilerini bu belirliyor insanın. Dengeli alış veriş. Hesaptan çıkmak gerekiyor önce. Dengeli alışveriş derken bire bir, ikiye iki demek değil. Önce hesaptan vazgeçeceksin ki dengelensin ortalık. Tabii ki her zaman sadece senin istediklerin olmayacaktır. Tabii ki karşındakinin istedikleri de olmayacaktır ama bunu söylemen gerekir. Bazen kavgasını vermen gerekir. Eğer sen kendini yok sayarsan karşındaki seni nasıl var edebilir ki? Sen her şeye karşı çıkarsan nasıl seninle anlaşabilir, nasıl seni mutlu edebilir? Bu dünyada kimse yalnızlığı hak etmez. Her şeyin tadı ancak paylaştıkça güzeldir. Gözlerini kapatıp biraz düşünen herkes de bunu açıklıkla görebilir.

Bir şeyi bazen sadece karşındakini mutlu etmek için vermek o kadar da kötü bir şey değildir. Ama hiç bir şeyi isteyerek vermemek çok kötü bir şeydir. İşte bencillik budur. Bencillik insanı her zaman mutsuz eder.

HAYALET

Kendi var ettiği bir şeyde kendini kaybedebilir insan.
Zaten o hayal dünyasını var etme sebebi de orada yok olmak değil mi.
Aslında herşey olması gerektiği gibi.
Hiçbir şey artık.

Hastayım ben, iyileşmem gerek.

3 Haziran 2011 Cuma

SONLUK

Sadeleşmek istiyorum.
Düşüncelerimden uzaklaşmak.
Kendimden uzaklaşmak.

Kimseye vurmamak istiyorum.
Kimseye öfkelenmemek.
Kimseye kızgın olmamak istiyorum.


Aşk istiyorum.
Korkak olmayan bir aşk.
Bencil olmayan bir aşk.
Kendine güveni olan bir aşk.
Bana güveni olan bir aşk.
Güvendiğim bir aşk.
Zalim olmayan bir aşk.
Olduklarımla, olmadıklarımı bir arada kabul edebilen bir aşk.
Evcilleştirmeye isteği ve inancı olan bir aşk.
Her boka alıp başını gitmek yerine durup mücadele etmesini bilen bir aşk.
Değerini bilen bir aşk.

BULANTI (30 Mayıs 2011)

Kesin ki gözyaşlarım aşktan akmıyor.

Aşk da bir yere kadar.

Hele ki aptalın biriyse karşındaki…

Hayır aşağılamak için değil ama bir insan ne hissettiğini bilemiyorsa, bırak kendini tanımlamayı hislerini bile tanımlayamıyorsa, ona aptal denir ancak.

Ve böylesine bir bencillik, çocuk kötülüğü işte…

İnsana güzel gelir belki, dersin ki keşke herkes koruyabilse çocukluğunu.

Ama öyle değil işte, çünkü tek başımıza yaşamıyoruz.

Çocuk için sadece kendi istekleri vardır “bu oyuncağa sahip olacağım”, gerisi onu ilgilendirmez.

Büyümek, bütün hayallerini, isteklerini kaybetmek demek değil tabii ki. Ama etrafındakileri de önemsemek demek, bazen onların dediklerini duyabilmek demek.

Çocuk kötülüğü…

Böylesine kötülük, birinin canını, istediklerinle böylesine yakmak…

Yok hiçbir büyümüş insan, bu kadar bencil, bu kadar aptal, bu kadar kötü olamaz. Olmamalı.

Hele ki bunu bir de “kendim için iyi bir şey yapıyorum” diye süslemek…

Sen tek başına mısın bu dünyada?

O, hep almak istediklerini, sana verenler kimler o zaman?

Yüzeyselliğinin gölgesinde cahil çocukluğuna gömülmüşsün.

Bense öyle bir insanım ki bütün çocukluğumla büyüdüm. Koruyarak büyüdüm ve o çocukluktur işte senin öğrenebileceğine beni inandıran. O, hayal dünyası.

Beni senin ayaklarına kapandıran da budur. Çoğu yetişkin anlayamaz neden kendimi bu kadar küçülttüğümü, kendime olan saygımı hiç edip, senin gibi birine neden yalvardığımı? Çünkü onların kuralları vardır. Çünkü onlar ancak kendilerine hakim olduklarında yaşayabilirler, yaşadıklarını sanabilirler.

Ben ki küçücüğüm ve kocamanım.

Seni de biliyordum ama izin verdim beni kandırmana, belki kandırırken güzelliklerinle büyürsün diye.

Şimdi tabii ki sen kendini beğenmişliğinle dolaşırken, sözüm ona özgürlüğünde, ben yine senin kayıpların için ağlıyorum.

Çünkü sen ve senin gibilere rağmen koruyorum ben çocukluğumu.

Yazık ki göremeyecek kadar kör kalbin ve açık gözlerin…
Yetişkinlerin dünyasında, bir yalancı olarak yaşamaya mahkum ettin sen kendini. Yalancı mutluluklarında ruhsuz huzurlar bekliyor seni.

18 Mayıs 2011 Çarşamba

TAŞ

Sabahın körü. Bir aydan beri olduğu gibi yine olur olmaz bir saatte uyandım. Bugün kuralları yıkasım geldi, kendimi uyumaya zorlamadım. Öyle bir yıkasım geldi ki dumanını düşünmediğim eski günlerdeki gibi sigaramı ve kahvemi yatağıma aldım.
Defalarcadır aynı yanıyorum.
Çünkü canım acıyor. Her gün geçer diyorum, her gün daha çok acıyor.
Her gün kendime kızışlarım katlanıyor.
Kızıl der ki “sen tam bir aşk kadınısın”
Aşk:
Onsuz yaşamayı hiç sevmiyorum. Kendimi yarım yamalak, başı boş bir aptal gibi hissediyorum.
Karar veremiyor, inanamıyor, yerlere basamıyorum.

Eşyalar var ama…
Eşyalar gider, eşyalar gelir, eşyalar tekrar gider.
Taş taştır ama taş, taş olduğunu bilir. Eşyaya kendisininkinden fazla anlam yüklemek…
İnsanlar var ama...
İnsanlar kimin, kimin elini tuttuğuyla ilgilenmezler, kaç kere bırakıp kaç kere tuttuğuyla da.

Benim için aslolan aşktır.
Ben gerçek miyim?

Bugün kimseyle konuşasım yok. Kimseye var olasım yok.

12 Mayıs 2011 Perşembe

ETERNAL SUNSHINE of THE STUPID MIND

Aptal zihnim silsin herşeyleri...
Sonsuz gün ışığı yüzüme değsin...

Aynı cümleler, aynı sorular, bütün vücudumda.
Ruhumda.

Hepsi birden geçsin.

10 Mayıs 2011 Salı

ÇOK SİNİR OLUYORUM

Ne zamandır içimi acıtan bir şey var, artık vaktidir serzeneyim.

Zaman olur ki bir canın acır, hasta olursun, mutsuz olursun, onu bunu olursun.
Kimseyi istemezsin yanında telefonları açmaz olursun.
Ama aranmak istersin, sevilmek istersin.
Şok sana sevilmediğin hissini verir ya, onu silmek istersin.
Seni arasınlar da sen açma telefonu, sevsinler de yüz verme.
Gücünü geri almak istersin.

İşte o zamanlarda kim kimdir anlarsın.
Kocaman birşey gelmiş başına ve umuru olmamış arkadaşının.
Seni hiç sallamamış, bir nefeste naber diye bile sormamış.

İşte lafım bu dingilleredir.
Ulan yuh.
hiç mi insanlık nedir bilmezsiniz, hiç mi bilmediğinizi bilmezsiniz.
Ayıp denen birşey elalemde var da sizde neden yok acaba.
Kimsenin sorumluluğu değil evet.
Ama Sorumlu değilim diye sorunu görmezden gelmek olur mu?

Çok feci .iktirin gidin demek geliyor içimden.
Sosyal paylaşımda bulunmamak geliyor feci halde sizinle.
Ama diyorum ki .iktirip gideceklerine sen bunu da .iktir et.

FOTOM

Aklımda kaç gündür yazayım da bu değerli cümleyi de literatüre kazıyayım:

Fotoğraf aanı paylaşmak değil olsa olsa anı paylaşmaktır. Oysa keşke aanı paylaşsa insan.

7 Mayıs 2011 Cumartesi

GEREK

Bir İstanbul gezisi tam da zamanında…
Hayatın tesadüflerden ibaret olduğuna inanamayacak kadar uyanığım.
Ne kadar şanslıyım, hep insanlarla yakınlaştım.
Yine.
Teşekkür etmek istiyorum, var edenlere, var eden her şeye, topraktan suya, anneden babaya…
Ama en çok kendilerini sırf paylaştığımız anda bile olsa insan edenlere teşekkür etmek istiyorum.

Esra; içten içe böylesine denk hikayeler yaşadığımızı hissetmiş olmalıyım ki en çok onu göreceğime seviniyordum. Esra güçlü, kendine hakim, hayatına hakim, onu bir tek kendisinin yaşadığını kavramış, paylaşmaktan vazgeçemeden hem de, kimsenin aklına bir şeyi zorla sokamayacağını biliyor. Bazen insanlar kendilerine yapıyorlar evet ama Esra bunu yine kendilerinin görmeleri gerektiğini kabullenmiş. Benim aksime.
Sinem; küçücük yaşı ama kendi kocaman olmuş, sıkıntılarını içinde yaşamayı öğrenmiş. Çok zor öğrenmiş ama artık anlatmak için susabiliyor. Benim aksime.
Sabriye; bildiklerimizden çok farklı hayatlar olduğunun kanıtı o. Ama değiştirmeyeceklerini kabul etmeyi öğrenmiş. Kim bilir ne zorlukla. Bırak kabul etmeyi, değiştiremeyeceğini sevmeyi öğrenmiş. Benim aksime.
Yurda; deli, dolu, gerçekten deli. Ama tek başına ayakta durmayı öğrenmiş. Hep biliyordu belki. Ama geçen zamanda bunu sindirmiş artık yaşayabiliyor. Benim aksime.
Mertingo ve orada olmayan adam bir kadını izlettiler bana. Sol tarafta gerçekleşen beyin kanamasını sol tarafı geri geldiğinde hatırlayabilen teyze. Şüpheci biriyim evet ama bazen de amaca ya da söylediklerine bakmak lazım kişinin, nedenlerini boş verip. Teyze der ki; sol tarafı beynimizin bütün geçmişi, geleceği ve ayrılığı getiren tarafmış. Ayrılık derken kişinin bütünden ayrılığı. Sol tarafını yavaş yavaş kaybederken, ne kadar bütün olduğumuzu görmüş teyze. Ne kadar güzel, “küçük bedenime sıkışmış ve onu yapmalıyım, bu böyle olursa bana bunlar olur” kaygıları olmadan, etrafındaki bütün güzelliklerle bir bütün.
Değişmem gerekiyor.
Endişelerimden sıyrılıp, rahatlamam gerekiyor.
Bazen durmam gerekiyor.
Kabul etmem gerekiyor.
Vazgeçmem gerekiyor.
Kabul etmeyene vermekten vazgeçmem gerekiyor.
Galiba çok feci halde kendimden kurtulmam gerekiyor.
Ya da yeni bir kendim yaratmam.
Görüyorum ama bilmek değiştirmeye yetmiyor.
Merak ediyorum; acaba benim için ufacık da olsa bir umut var mı.
Dün bir arkadaşım demiş ki “ artık mutlu olsana”.

KAÇAK

Çok uzun zamandır ne yazacağımı bilmeden, sırf oturayım da bir şeyler çıkar nasılsa diye, bilgisayar başına oturmamıştım.
2 mayıs 2011 ataköy marina otelin büyük bir odasındayım. O kadar büyük ki balkonu, koltuğu, masası falan bile var. Hani yemek versem 6 kişiyi bu masaya oturtabilirim. Demek ki bizim yemek masasından büyük. Buraya mı yerleşsek?
Anlamıyorum. Zaten oldum olası da bütün sorunlarım buradan çıkıyor çünkü ben, eyy gerzekalı, bir türlü insanların karmaşık düşüncelerinden anlayamıyorum.
İç dünyalarında kim bilir neler döner de dışavurumları anlaşılmaz olur, bak onu anlıyorum. Ama bir yerde de dur demek lazım. Sonuçta iç dünya da dış dünyada yaşar.
Mesela insan bir şey ister ve fakat olanaklar uygun olmadığından elde edemeyebilir. Sözüm ona kimisi (nedendir bilmem) feci halde ferrarisi olsun ister de bir türlü parası olmaz.
Ama insan hayatta en çok huzur ister. E o da valla her zaman denk gelmez. Çünkü mutlaka seni tatmin etmeyen bir şeyler çıkar.
Fakat kırk yüzyılda bir denk gelir ki her şeyin tamdır. O, kimsenin tam olarak tanımlayamadığı huzur tam oradadır. Huzur dediğin o anda başka yerde, başka biriyle, başka kıyafetlerle, başka müziklerle, başka hiçbir şeyle olmayı istememektir. İşte o anda tamsındır sen. Kafanda bir bok yoktur. Gözlerini kapatır anın tadını doyasıya çıkarmak istersin.
İşte o halt çok denk gelmez. Ama insan bu ya, bir anda rollerine yenilip, huzuruna fitne katabilir. Aman ha ey insan bu kendinden sakınasın. Çünkü iç kendin de bazen dış kendinden daha çok bilir.
Şimdi içler dışlar çarpımı, sözlerim bir çelişki içeriyor gibi görünebilir. Ama aslında demek istediğim; bir insanın hayatında mühim olan dengedir. İçine bakarsın, bazen dalarsın ama zamanında çıkmayı bileceksin. Bazen de dışına dalarsın, özünde hiç sallamadıklarını sallarım sanırsın ama onu da uzatmadan özüne dönmeyi bileceksin.
Çünkü ey insan eğer ki sen içini dışına, dışını içine karıştırırsan o zaman kaos olur. Daha da çıkamazsın işin içinden ya da dışından.
Sonuçta ne olur, ey güzel kardeşim mutsuz olursun, mutsuz edersin. Tamam bazen mutsuz olmak da iyidir ki insanlığından ötürü mutluluğunun değerini bilesin. Ama onu da çok uzatırsan olmaz, bu sefer elindeki mutluluğu da göremezsin.

26 Nisan 2011 Salı

İPLER

Sevgili dostlarım, ya da sengili dost olmayanlarım, sevgili belki hiç varlıklarından bile haberdar olmadıklarım...
Çok feci hallerdeyim günlerdir.
Yalnızlık yüzüme yapışmış, elimi artık kim tutacak, gecelrei sıcak sıcak bana kim sarılacak diye ağlıyorum.
Üstelik kaçtım, bunu uzaklarda yapıyorum.
Tespitlerim şunlar:
1- İnsanın inandığı herşey kesinlikle gerçektir.
Ben de bir yılı aşkın bir süredir, dünyanın en güzel aşkını yaşadığımı sanıyorum:
Sevgilimi çok seviyorum, sevgilim beni çok seviyor. Ufak tefek sorunlarımız oluyor ama sevgilim de benim gibi onların mükemmel aşkımızın üzerine çıkamayacağını biliyor. Çünkü aşk insanın bilincinden ötede bir yerde duruyor. Zaten bu yüzden de hala ne sikim bir şey olduğunu kimse bilmiyor.
Diyeceğim o ki; bütün bunlara inandığıma göre:
2- Güzel bir aşk her zaman güzel bir acıyı hak eder.
Demek ki zaten bu acıyı yaşamam icap eder. Hayatım karardı, gözlerim ağrıyor ağlamaktan ama yaş bir türlü bitmiyor. Sanki daha önce yaşamamışım ve bundan sonra yaşayamayacakmışım gibi geliyor. O kadar çok seviyorum ki bu güzel aşkı yaşadığım o güzel adamı, her haliyle kabul etmeye razıyım. Yalanlar söylermiş bana, olsun kötü birşey olduğunu biliyor ve bunu aşabiliriz. Neden gittiğini anlayamıyorum. Acıyorum kendime, beni seven bir adamı benimle birlikte olacak kadar inandıramadım onu sevdiğime.
3- Her acı ardından bir aydınlanmayı getirir.
Bir dakika ben varım. İsteklerim, inandıklarım, ihtiyaçlarım ve en önemlisi dürüstlüğüm. Çok sevdiğim adam, beni çok seven adam onun kadar kötü biri olamadığım için cezalandırıyor beni. Pardon? Cezalandırılan ben mi oluyorum şimdi. Hayır ben, dürüstlüğüyle aşkını özgürce yaşamış ve bu güzelliğe devam etmek isterken elinden alındığı için acı çeken biriyim. Hala sevgilisinin yaşadığı bu sıkıntıyı çözmesine yardımcı olamadığı için acı çeken biriyim. Ben hala iyi biriyim.
4- Aydınlanma karşındakinin düşüncelerini anlamayı getirir.
Evet haklı benim güzel sevgilim, çok haklı beni hak etmiyor. Ben hala iyi biriyim ve o hala kötülüğüyle yaşamayı tercih ediyor. Benim güzel sevgilim kendi kötülüğünden kurtulmak istemiyor. Sadece o kötülüğün üstünü birazcık olsun kapatabilsin diye, beni bu berbat kişiliğinden uzaklaştırmayı tercih ediyor. O kadar haklı ki; kendisini değiştirecek gücünün olmadığını, özünde değişmek istemediğini biliyor. Ve bu şartlarda biz birbirimize uymuyoruz. O kadar haklı ki...
5- Hak veriş acıyı azaltır.
Öyleyse ben, beni hak etmeyen bir adamı daha ne kadar beklemeliyim. Neden hayatımı bunun için karartmalıyım? Aşık olan, o aşkı gerçek sanan bir tek ben değil miyim? o zaman zaten güçlü olan bir tek ben değil miyim? Evime dönmeli ve hayatımı tıpkı daha önce yaşadığım gibi yaşamaya devam etmeliyim. Bana kattıkları ile mutlu olup, onu olduğu gibi, ya da olduğunu sandığı insan gibi kabul etmeliyim. Zatne bu aşamadan sonra da haddim değil:
5- Kendisinin (temelde değişmek istemediğinden) doğru olduğunu düşünen birisi, kendine göre doğrudur.
Ve ancak o doğruluğun hak ettiği bir yaşamı alabilir.
6- Sonunda kızgınlık biter.
Kızgın değilim, hem de hiç değilim. Sadece hak ettiğim gibi vazgeçtim. Çünkü insanlar hep geçer ama ben her zaman kendi hayatımın bir parçası olacağım. Ve ne kadar parçası olduğumu belirleyecek olan yegane güç de benim.

Yeni bir ip yaptım kendime. Canım istediğinde koluma takıyorum.
YENİDEN
Hayatımın ipleri kendi elimde.

13 Nisan 2011 Çarşamba

JOHN MALKOVICH OLMAK

Bugüne kadar hiç benim olmamış bir hayatta olmayı hayal ediyorum.
Kimliğini, duygusunu hiç bilmediğim biri olmak istiyorum.
John Malkovich olmak istiyorum bugün. Herhangi bir john malkovich.

VE MÜZİK

Dinlediğin zamanın hissini hapsediyor müzik içine.
Mutsuzluklarımın tavana tırmandığı zamanları
Aşkımın doruklarını
Keyfin huzurunu hatırlamak, bu kadar net hatırlayabilmek şaşırtıyor beni.
Heyecanlandırıyor bir o kadar.
Kaybettiğim anları müzikle bulabilmek ne güzel.

16 Şubat 2011 Çarşamba

KOCA KULAKLI....

Gözleri açılmamış
koca kulaklı
iki eliyle sarılmış biberonuna
süt içiyor
ama sulandırılmış süt.
çok küçük daha

atlama zıplamalar
ilk bahçe macerası

Büyükler kovaladımı korkudan işiyor,
heyecanla ağaca tırmanırken
ama inmeyi bilmiyor.
Merdiven ağaca,
Bıdık kucağa.

Feci dayak yiyor
Kocaman bir el,
Hastanede yatıyor
Kafada külah, bır bır ede ede iyileşiyor.

Mahallenin dayısı
Zamanında dövenler korkar olmuş ondan.

Çok sinirlenirse kayboluyor.
Ama hep geri geliyor.
Milkyon tane köpekten daha sadık
Sevgi içinden taşıyor.

Konuşmayı biiiyor.
Adını söylersen, başka odalardan kalkıp geliyor.
Kafası Ellerimin altına.

Eskiden boynuma sokulan küçük bedeni kocaman artık.

Mahallenin dayısı.
Küçüklerini kollayıp, büyükleri tokatlıyor.

Asil, geçmişten bir kedi gibi.

Koca kulaklı, gözlerini yumuyor.
Bence çok erken...

27 Ocak 2011 Perşembe

YOKKKK

Hızlı Hızlı neverlande gidip, feci halde yavaşlamak istiyorum.

Var olmaktan çok yoruldum.
Biraz yok olmak istiyorum.

Elimde rakı, yanımda öylece oturan Usta.
Varlığımın her halinden güzellikler çıkarmayı bilen.
Beklemeyen, hiçbir şey beklemeyen.

Gözümde büyük, elimde küçük çakıllar...

SUSSSSS

Yazmak istediklerimi yazabilseydim keşke.

Bu yargılanmaya mahkum halim
fütursuzca konuşma isteğimin yarısı bile değil belki.
Yine de zor. Anlaşılmayı ummak çok zor.

Başka bir yazıda herkes herkesi kendisi gibi sanıyor demiştim.
Belki de o yüzden kimse de kimseyi anlamıyor galiba.

Kaygıdan vazgeçmeli demek ki.

Aynı yere geliyoruz ya
Bilmek istemiyorlarsa
Söylemeyiver.

Bu bir süreç.

İnsan kendini höt diye değiştiremiyor.
Boşvermek o kadar kolay olmuyor.

Ben de susacağım bir gün.

26 Ocak 2011 Çarşamba

8

Bir Şeyi yapmamanın da bir sonucu vardır.
Çünkü "YAPMAMAK" da bir etki yaratır.
Gerçekleştirilmeyen eylemlerin,varsayımsal sonuçlarının gözle görülen
tek kurbanıyım.

Benim adım 8.

Ya sen

öyle misin gerçekten?

BİLDİM

Anlaşılmak için
konuşmak,
düzgün konuşmak,
adam gibi konuşmak,
hatta defalarca konuşmak
yetmiyor.
Çünkü anlatanı anlamak istemek gerekiyor.

Zamanın adamı derdi; bilmek istemiyorlar.
Sezarın hakkı sezara
Doğrudur.
Bilmek istemiyorlar.

İyimserim biraz.

Diyorum ki salaktır o
yoksa
bir kere bildiğin birşeyi bilmezden gelmek olur mu?

Olur.
Çünkü bildiklerinden öte sen varsın.
Kendine bildiklerin, anlatılanlardan üsttür.
Bildiklerin kendini hoş etmezse
Bilmek istemezsin
Anlamak istemezsin.

Peki Anlatan...
Vaz mı geçsin
bilmezden mi gelsin?

11 Ocak 2011 Salı

SUSTUM

O kadar üzüldüm ki gerçekten, yazmak dahi istemiyorum.
Ama atmak için yazmak gerek.
Bencilce ellerime vurmak gerek.

Düşünüyorum, belli ki bir yerlerde hata yapıyorum.
Herşeyden önce belli ki düşünerek hata yapıyorum.
Düşündükçe konuşuyorum çünkü, hissettikçe konuşuyorum,
Sevdikçe
Nefret ettikçe
Kızdıkça
Anladıkça
Anlamadıkça
Mutlu oldukça
İstedikçe
İstemedikçe
Sıkıldıkça
Kıskandıkça
Özledikçe
Yaşadıkça konuşuyorum.
Üstelik bunu bir de yüksek sesle yapıyorum.
Ben böyleyim, evet hakim bey utanmazca konuşuyorum ben.
Dostlarıma, sevgilime, anneme, kardeşime, dolmuşçuya, denk getirdiğim her dünya şeyine...
Ve böylece
Çok bilmiş
Ukala
Terbiyesiz
Saygısız
Bencil
daha bir sürü birşey oluyorum.
Dünya benim etrafımda dönüyor.

KONUŞARAK KONUŞMAYANIN DÜNYASINI ÇALIYORUM BEN.

İnsanların içlerine attıkları kızgınlıkların sorumlusuyum ben.

Yok karar verdim ben de artık konuşmuyorum.
Ama alışmak zaman ister.
Konuştuklarım, susana kadar, beni affetsinler.

3 Aralık 2010 Cuma

HAYAT BEN

Cem Adrian paşa...

Seviyorum.

Uykusuz bir gece ve saat epey geç diye başlayan tatlı müzikli acı dilli şarkısı.

Hayat hayat bırak peşimi...

İnsan gerçekten bazen vazgeçer, biliyorum.
Hayat gerçekten başka bir karakter gibi gelir, biliyorum.
Biz olmadan da var...

Bilinen gerçekliğin, bilinmeyen tarafı için götümüzden uydurmalar...

Bugüne kadar kafasına gelmiş, içine sinmiş, deneyimle gerçeklenmiş,
herşeyi bilen ben;
açıklıyorum.

Hayat dediğimiz şey, kendisinden bahsederken yaşadığımız şey oluyor.
İşte herşey yani.
Ben kendi hayatım, sen kendi hayatın.

Her zaman sevdiğim anlar yaşamıyorum ama büyük ihtimalle onları da ben yapıyorum öyle.
İyi de oluyor zaten çünkü başka türlüsünü bilmediğimden mutsuz olmayınca mutluluğu anlayamıyorum zaten.

Kabul etmek zor oluyor gerçekten de.
Koca hayat...
Yükü taşınmıyor bedende...
O yüzden de ruhunu geniş tutmalı insan.
Kolay mı koca hat, taşınır mı hiç bedende...
Ruhta yer açmalı insan.
Zamana hapsetmeyi bilmeli birilerini, bir yerleri, anıları...

Eternal sunshine of the spotless mind.

Yenilenmeli insan...

Hiç işte yakari takari...

14 Kasım 2010 Pazar

HAYDİ BİRAZ SANAT KÜR'EK

Meğer sanat
kürekle kazınacak bir halt sanılırmış
meğer sanat
komünist faşistlerin oyuncak gibi ellerinde döndürücekleri bir halt sanılırmış
meğer sanat
kişileri sevmek ya da sevmemek arasında verilecek bir karar sanılırmış...
Yazık meğer insanın
en çok kendini sanatçı, insancıl, enlelektüel, komünist, kürt, çerkez, alevi, herşeyden önce insancı sananı zararlıymış...
Çünkü bir tek onlar aynada kendilerine değil, olduklarını zannettiklerine bakarlarmış.
Çünkü bir tek onlar ettikleri, oldukları yüzlerine söylendikçe arkalarını dönüp kaçarlarmış.

Sanat dostlarım; üzerinde konuşulacak değil yapılacak bir şey.
Sanat; okullarda öğretilen değil, insanın eline, diline, yüzüne, iliklerine gelen bir şey.

Yine diyeceğim ki, sizin ellerden bir halt olmaz. Önce o elleri görmek gerekiyor. Bilmek gerekiyor.
Kimileri ne dediğimi anlasa da anlamazlıktan gelerek çok çemkirmiştir ama yine diyeceğim ki
BİLMEDİĞİNİ BİLMEZSİN önce onu bilmek gerekiyor.