Meğer sanat
kürekle kazınacak bir halt sanılırmış
meğer sanat
komünist faşistlerin oyuncak gibi ellerinde döndürücekleri bir halt sanılırmış
meğer sanat
kişileri sevmek ya da sevmemek arasında verilecek bir karar sanılırmış...
Yazık meğer insanın
en çok kendini sanatçı, insancıl, enlelektüel, komünist, kürt, çerkez, alevi, herşeyden önce insancı sananı zararlıymış...
Çünkü bir tek onlar aynada kendilerine değil, olduklarını zannettiklerine bakarlarmış.
Çünkü bir tek onlar ettikleri, oldukları yüzlerine söylendikçe arkalarını dönüp kaçarlarmış.
Sanat dostlarım; üzerinde konuşulacak değil yapılacak bir şey.
Sanat; okullarda öğretilen değil, insanın eline, diline, yüzüne, iliklerine gelen bir şey.
Yine diyeceğim ki, sizin ellerden bir halt olmaz. Önce o elleri görmek gerekiyor. Bilmek gerekiyor.
Kimileri ne dediğimi anlasa da anlamazlıktan gelerek çok çemkirmiştir ama yine diyeceğim ki
BİLMEDİĞİNİ BİLMEZSİN önce onu bilmek gerekiyor.
14 Kasım 2010 Pazar
10 Ekim 2010 Pazar
TUT(MA)SAK
Ev bulamıyorum.
Milyonlarca insan dünyanın her yerinde milyonlarca ev buluyor.
Ben, Antalya'da bulamıyorum.
Bulmak mı istemiyorum nedir?
Ev, Eşyalar, Tabaklar, bardaklar, eşyalar...
televizyon.
Hapis gibi mi geliyor bana sanki?
Mal, insanı zamanla mal eder.
Korkuyorum.
İstediğim zaman bırakamamaktan korkuyorum.
Bağlanmak istemedikçe bağlıyormuşum gibi geliyor kendimi.
Sinema biletlerini bile atamıyorum.
Anılarımı atıyormuşum gibi geliyor.
SMS bile silemiyorum ben.
Özgürüm sanıp tutsak ediyorum kendimi.
Kendime tutsak...
Milyonlarca insan dünyanın her yerinde milyonlarca ev buluyor.
Ben, Antalya'da bulamıyorum.
Bulmak mı istemiyorum nedir?
Ev, Eşyalar, Tabaklar, bardaklar, eşyalar...
televizyon.
Hapis gibi mi geliyor bana sanki?
Mal, insanı zamanla mal eder.
Korkuyorum.
İstediğim zaman bırakamamaktan korkuyorum.
Bağlanmak istemedikçe bağlıyormuşum gibi geliyor kendimi.
Sinema biletlerini bile atamıyorum.
Anılarımı atıyormuşum gibi geliyor.
SMS bile silemiyorum ben.
Özgürüm sanıp tutsak ediyorum kendimi.
Kendime tutsak...
BARCELONA TRENİ KAÇTA KALKAR
Çelişki...
Ruh bedenle çelişiyor.
Yaşlanmak buna deniyor sanırım.
Fotoğraflar görüyorum, arkadaşlar...
Sabah işe gitmeyecekler. İşe gidenler de gitmeyecekler sabah.
Öğleden sonra belki, canları istediğinde kimileri...
Gençlik.
Para mı bütün bunlara neden.
Çalışmadığım bir zamanı düşünemiyorum ben.
Aç kalmam evet, ama tercihlerimi de satın alamam değil mi...
Gençlik;
başkasının parasıyla tercihlerini alabilme özgürlüğü.
Bu bir tarafı.
Belki de bahane buluyorum.
Pazar....
Altın portakal zırtlatması.
AKM çimenlerinde bütün gün bir taraftan sarhoş olup bir taraftan filmlere girilebilir, sanatsal ve felsefik konuşmalar, çimlerde dönelmeler...
Hiç canım istemiyor. Üşeniyorum. Evim mi uzak, otobüsleri falan icad ettiler aslında.
Pazar...
Temizlik, banyo, yemek, televizyon, biraz kitap, uyku, rüya...
Pazartesi...
Telefonun alarmı, banyo, iş, iş, iş, iş, iş, iş..........................
Çok şeyler yapmak istiyorum.
Sevgilimle oralara buralara gitmek, saçma sapan şehirlerde, saçma sapan yemekler yemek, onlarca film çekmek, milyarlarca yazı yazmak...
Çelişki...
Üşeniyorum.
İşe gitmeden de olmuyor hem.
Üşeniyorum.
Yaşlılık;
Ruh bedenle çelişiyor.
Parayı da icad ettiler puşt herifler.
Ruh bedenle çelişiyor.
Yaşlanmak buna deniyor sanırım.
Fotoğraflar görüyorum, arkadaşlar...
Sabah işe gitmeyecekler. İşe gidenler de gitmeyecekler sabah.
Öğleden sonra belki, canları istediğinde kimileri...
Gençlik.
Para mı bütün bunlara neden.
Çalışmadığım bir zamanı düşünemiyorum ben.
Aç kalmam evet, ama tercihlerimi de satın alamam değil mi...
Gençlik;
başkasının parasıyla tercihlerini alabilme özgürlüğü.
Bu bir tarafı.
Belki de bahane buluyorum.
Pazar....
Altın portakal zırtlatması.
AKM çimenlerinde bütün gün bir taraftan sarhoş olup bir taraftan filmlere girilebilir, sanatsal ve felsefik konuşmalar, çimlerde dönelmeler...
Hiç canım istemiyor. Üşeniyorum. Evim mi uzak, otobüsleri falan icad ettiler aslında.
Pazar...
Temizlik, banyo, yemek, televizyon, biraz kitap, uyku, rüya...
Pazartesi...
Telefonun alarmı, banyo, iş, iş, iş, iş, iş, iş..........................
Çok şeyler yapmak istiyorum.
Sevgilimle oralara buralara gitmek, saçma sapan şehirlerde, saçma sapan yemekler yemek, onlarca film çekmek, milyarlarca yazı yazmak...
Çelişki...
Üşeniyorum.
İşe gitmeden de olmuyor hem.
Üşeniyorum.
Yaşlılık;
Ruh bedenle çelişiyor.
Parayı da icad ettiler puşt herifler.
8 Ekim 2010 Cuma
Welcome my son
Welcome my son welcome to the machine...
Dün gece feci patladı hava, özellikle de bizim antenin üzerine. Bir anda elimiz, ayağımız, sosyalleşme kaynağımız televizyonumuz "sinyal seviyesinde azalma var, zart ve de zurt" dan başka bir şey göstermez oldu. Tabii hal böyle olunca biz de anlayamadık, fatmagül'ün suçu ne.
Dün gece feci patladı hava. Ayağıma geçirdiğim eskimiş botlarım beni sudan korur mu diye korkarak çıktım dışarı, 3 dakika sonra üzerime geçirdiğim kazak çantamda. Bugün sokakta yaz'ın neredeyse işitilmez sesi vardı "artık gidiyorum, beni özleyeceğiniz ve yeniden seveceğiniz günler yakın".
Dün gece feci patladı hava. Bugün bir huysuzluk bende. İşe gelmeyi, hergün sevmiyorum ama bugün daha da çok sevmedim.
Welcome my son welcome to the machine.
Dün gece feci patladı hava, özellikle de bizim antenin üzerine. Bir anda elimiz, ayağımız, sosyalleşme kaynağımız televizyonumuz "sinyal seviyesinde azalma var, zart ve de zurt" dan başka bir şey göstermez oldu. Tabii hal böyle olunca biz de anlayamadık, fatmagül'ün suçu ne.
Dün gece feci patladı hava. Ayağıma geçirdiğim eskimiş botlarım beni sudan korur mu diye korkarak çıktım dışarı, 3 dakika sonra üzerime geçirdiğim kazak çantamda. Bugün sokakta yaz'ın neredeyse işitilmez sesi vardı "artık gidiyorum, beni özleyeceğiniz ve yeniden seveceğiniz günler yakın".
Dün gece feci patladı hava. Bugün bir huysuzluk bende. İşe gelmeyi, hergün sevmiyorum ama bugün daha da çok sevmedim.
Welcome my son welcome to the machine.
26 Eylül 2010 Pazar
NEVERLAND AKŞAMÜSTÜLÜĞÜ
Yanan sigarasını aldım, bana hiç durmadan surat asan çocuğun. dayanamıyorum bana surat asılmasına.
İstiyorum ki; etrafında olduğum her insanoğlu, gülümsesin. Ellerine bir gerekçe vereyim ve astıran neyse yüzü, hiç değilse o an için görünmez oluversin.
Rüzgar hafif esiyor, biraz üşütür gibi ama aslında sadece ürpertiyor.
İkinci rakımı içiyorum.
Günü ben batırırım belki bugün.
Belki de sarhoş olurken ben, batıverir.
Hiçbir şeyi umursamadan, istediğim yere gelip, akşamüstünün beşinde rakı içecek kadar büyük olmayı seviyorum.
İstiyorum ki; etrafında olduğum her insanoğlu, gülümsesin. Ellerine bir gerekçe vereyim ve astıran neyse yüzü, hiç değilse o an için görünmez oluversin.
Rüzgar hafif esiyor, biraz üşütür gibi ama aslında sadece ürpertiyor.
İkinci rakımı içiyorum.
Günü ben batırırım belki bugün.
Belki de sarhoş olurken ben, batıverir.
Hiçbir şeyi umursamadan, istediğim yere gelip, akşamüstünün beşinde rakı içecek kadar büyük olmayı seviyorum.
ÇIKAR'IM
Kaş bana, Kaş'lar bana.
Küçük bir yer burası. Yaz bitip de geçer insanlar geçip gittiğinde, belki 200 kişi kalır burada.
Küme küçüldükçe dert artıyor.
Ama dertler çabuk geçip gidiyor galiba. Biri birine asılmış, biri birini yanlış anlamış...
"Onunla görüşmeyeceğim"ler çok da uzun sürmüyor aslında. Görüşmekten başka çare kalmadığından bence. Sonra da o cümleyi söyleten durumu kabul eder oluyorsun. Sınırlarını mı siliyorsun?
Neyin daha iyi olduğuna karar verecek hadde erişmedim, erişen olduğunu da sanmam.
Ne de olsa milyarlarca dünya var.
Ama galiba, en azından benim için, gelip geçerken düzenli, kalmanın hayalini kurmak, kalmaktan daha iyi.
Küçük bir yer burası. Yaz bitip de geçer insanlar geçip gittiğinde, belki 200 kişi kalır burada.
Küme küçüldükçe dert artıyor.
Ama dertler çabuk geçip gidiyor galiba. Biri birine asılmış, biri birini yanlış anlamış...
"Onunla görüşmeyeceğim"ler çok da uzun sürmüyor aslında. Görüşmekten başka çare kalmadığından bence. Sonra da o cümleyi söyleten durumu kabul eder oluyorsun. Sınırlarını mı siliyorsun?
Neyin daha iyi olduğuna karar verecek hadde erişmedim, erişen olduğunu da sanmam.
Ne de olsa milyarlarca dünya var.
Ama galiba, en azından benim için, gelip geçerken düzenli, kalmanın hayalini kurmak, kalmaktan daha iyi.
22 Eylül 2010 Çarşamba
LEKE
Kafandaki düşünce çok net, onu çok iyi anlıyorsun.
Çok basit bir çıkarım bu.
Anlatmak istediğinde...
O netliği doğuran, basitliği getiren aynı kelimeler, evet.
Senin kafanda oluşurken, çıkarken böyle, bu kelimelerle çıkmıştı.
Anlatmak da çok kolay olmalı. Anlamalı karşındaki.
Ama hayır öyle olmuyor.
Sözlükte kelimelerin tanımları aynı olsa da anlamları kişiye göre değişiyor galiba.
Eğilimlerine, deneyimlerine, kendi düşüncelerine, doğru bildiklerine, doğru sandıklarına göre değişiyor.
Ne kadar zor.
Anlatamamanın sancısını çekiyorum kemiklerime kadar.
Anlaşılmamanın doğurduğu sonuçlar, bütün güzelliklerime leke sürüyor.
İnat ediyorum:
Hayır bunu anlatabilirim, herşey çok basit, çok açık.
Ama hayır anlatamam.
Kelimeler çıkarken ağzımdan, ulaştığı yer benim aklım değil.
Başka yöntemler seçsem, kelimeler değil hareketler belki.
Ama karşı akılda da çabaya ihtiyaç var.
Anlaşmak çift taraflı bir eylem.
Bir taraf bu kadar isterken anlatmayı,
Diğer taraf anlamak istemezse...
Yine aynı sonuç galiba.
Gitmek gerek.
Gitmem gerek.
Çok basit bir çıkarım bu.
Anlatmak istediğinde...
O netliği doğuran, basitliği getiren aynı kelimeler, evet.
Senin kafanda oluşurken, çıkarken böyle, bu kelimelerle çıkmıştı.
Anlatmak da çok kolay olmalı. Anlamalı karşındaki.
Ama hayır öyle olmuyor.
Sözlükte kelimelerin tanımları aynı olsa da anlamları kişiye göre değişiyor galiba.
Eğilimlerine, deneyimlerine, kendi düşüncelerine, doğru bildiklerine, doğru sandıklarına göre değişiyor.
Ne kadar zor.
Anlatamamanın sancısını çekiyorum kemiklerime kadar.
Anlaşılmamanın doğurduğu sonuçlar, bütün güzelliklerime leke sürüyor.
İnat ediyorum:
Hayır bunu anlatabilirim, herşey çok basit, çok açık.
Ama hayır anlatamam.
Kelimeler çıkarken ağzımdan, ulaştığı yer benim aklım değil.
Başka yöntemler seçsem, kelimeler değil hareketler belki.
Ama karşı akılda da çabaya ihtiyaç var.
Anlaşmak çift taraflı bir eylem.
Bir taraf bu kadar isterken anlatmayı,
Diğer taraf anlamak istemezse...
Yine aynı sonuç galiba.
Gitmek gerek.
Gitmem gerek.
11 Eylül 2010 Cumartesi
HAYDİ BAKALIM
İnsan ne kadar seviyor kendini.
Kendini korumak, haklı olmak için neleri yakıyor.
Hiç utanmadan, bilip de bilmeden.
Belki de ancak böyle katlanabiliyor kendisine.
Öyle ya, hatalarını kabul etmek zor.
Kendi çirkinliğinle yüzleşmek...
Ne de olsa hep kendinle yaşıyorsun, kendine mecbursun.
O yüzden de hep güzelsin, hep akıllı, hep doğru.
Asla özür dilemezsin çünkü özür dileyecek birşey yapmazsın.
Asla teşekkür etmezsin çünkü zaten sadece hayatlarında var olmakla bile sana verilenlerin milyonlarcasını hak ediyorsun.
Hepsi kabul
ama ya kendine katlanmak için başkasını suçlamak.
Bu ne peki, hangi dine, hangi ideolojiye, hangi felsefeye giriyor bu. Psikolojide mi yeri var?
Tekniğini bilemiyorum ama maşallah acısını bilirim.
30 yaşında koca bir çocuğum ve her gün yeniden bir insanın hayatında başına gelen herşeyin sorumlusu ben oluyorum.
Ellerime ne hünerler sürülmüşse, bitmek bilmeden güzellikleri yıkıp, pislikleri, kötülükleri hayatına salıyorum birinin.
Sırf bu biri için, hayatımın hemen son bulmasını çok ama çok istiyorum ama
insanım işte kıyıp da kendim yapamıyorum.
Yani açık çağrıdır:
Canı adam öldürmek isteyen varsa buyursun gelsin.
Kötülüklerim son bulsun, dünya güzeli rahat bir nefes alsın..
Kendini korumak, haklı olmak için neleri yakıyor.
Hiç utanmadan, bilip de bilmeden.
Belki de ancak böyle katlanabiliyor kendisine.
Öyle ya, hatalarını kabul etmek zor.
Kendi çirkinliğinle yüzleşmek...
Ne de olsa hep kendinle yaşıyorsun, kendine mecbursun.
O yüzden de hep güzelsin, hep akıllı, hep doğru.
Asla özür dilemezsin çünkü özür dileyecek birşey yapmazsın.
Asla teşekkür etmezsin çünkü zaten sadece hayatlarında var olmakla bile sana verilenlerin milyonlarcasını hak ediyorsun.
Hepsi kabul
ama ya kendine katlanmak için başkasını suçlamak.
Bu ne peki, hangi dine, hangi ideolojiye, hangi felsefeye giriyor bu. Psikolojide mi yeri var?
Tekniğini bilemiyorum ama maşallah acısını bilirim.
30 yaşında koca bir çocuğum ve her gün yeniden bir insanın hayatında başına gelen herşeyin sorumlusu ben oluyorum.
Ellerime ne hünerler sürülmüşse, bitmek bilmeden güzellikleri yıkıp, pislikleri, kötülükleri hayatına salıyorum birinin.
Sırf bu biri için, hayatımın hemen son bulmasını çok ama çok istiyorum ama
insanım işte kıyıp da kendim yapamıyorum.
Yani açık çağrıdır:
Canı adam öldürmek isteyen varsa buyursun gelsin.
Kötülüklerim son bulsun, dünya güzeli rahat bir nefes alsın..
27 Ağustos 2010 Cuma
KUŞ OLMASAM DA
Bazen ne dediğini anlamak gerekmiyor o kadının.
Kelimeler aksa da insanı kısıtlamaya yetmiyor işte, müzik varsa.
Kendi kelimelerini yazdırıyor içinde.
Özgürce hem de bugün bunu, yarın başka birşeyi uyandırıyor sende.
Özgürsün işte, hiçbir yere gitmeden.
Dışarıya tek kelime etmeden.
Vücuduna yapışmış sanırsın ama
ruhun
ruhun dinlemez seni.
O zaman işte sen dinleyeceksin onu.
Bırakacaksın gitsin istediği yere, haykırsın, kızsın, sevsin, nefret etsin
Sussun.
Herşeyiyle hissetsin, var olduğunu sana hissettirsin.
Sözlerini anlamadığın bir şarkıda yok oluşunu...
Kelimeler aksa da insanı kısıtlamaya yetmiyor işte, müzik varsa.
Kendi kelimelerini yazdırıyor içinde.
Özgürce hem de bugün bunu, yarın başka birşeyi uyandırıyor sende.
Özgürsün işte, hiçbir yere gitmeden.
Dışarıya tek kelime etmeden.
Vücuduna yapışmış sanırsın ama
ruhun
ruhun dinlemez seni.
O zaman işte sen dinleyeceksin onu.
Bırakacaksın gitsin istediği yere, haykırsın, kızsın, sevsin, nefret etsin
Sussun.
Herşeyiyle hissetsin, var olduğunu sana hissettirsin.
Sözlerini anlamadığın bir şarkıda yok oluşunu...
GEÇİ
Dün geçirdiğimiz kaliteli zamanın ardından ben yine düşünüyorum, karara varıyorum, yok bazen de varamıyorum.
Tam diyordum ki kendime;
İnsanların da eşyalar gibi, ağaçlar gibi, müzikler gibi
hayatımızda bir sınırı var.
Yani şöyle ki
kimi zaman bir eşya sizin için çok önemliyken gün geliyor önemini yitiriyor.
Artık çok samimi değilsiniz onunla, çok görüşmüyorsunuz, hatta bunu düşünmüyorsunuz.
İnsanlar da öyle belki, zamanda getirileri ve paylaşım ne kadar keyif verici, eğitici, düşündürücü olsa da zamanı doluyor. Sonra bir bakıyorsunuz ki artık o masada o insanlarla oturmak birşey verimyor size.
Kuşkusuz ki hep aldım verdim meselesi değildir ama tercih meselesidir.
Bu durumda belki de yersiz birbirimize kırılmak, içten içe alınmak ve o samimiyetsizlikten hayıflanmak. Kabul edip, adam gibi gitmek gerek belki.
Ama sonra dedim ki;
saçmalama, sen o kaliteli zamanı mesela kiminle geçiriyordun, yıllardır ne bok olursa olsun geçmeyenlerden biriyle.
Neden geçmiyor bu insan ve işte şimdi saydığın diğerleri?
Çünkü duyabiliyorsunuz, görebiliyorsunuz ve bunu kabul edebiliyorsunuz.
Demek ki o zaman bu gelir geçerlik meselesi değil.
Demek ki bu çaba meselesi. Demek ki bu görü meselesi. İstek meselesi.
Kuşkusuz ki herkes aynı kişileri aynı şeyleri isteyecek diye bir kural da yok.
O zaman karar verilecek bir konu değildir bu.
Kimi gelir geçer eşya gibi
kimi yer eder, vücudunda bir parça gibi.
Tam diyordum ki kendime;
İnsanların da eşyalar gibi, ağaçlar gibi, müzikler gibi
hayatımızda bir sınırı var.
Yani şöyle ki
kimi zaman bir eşya sizin için çok önemliyken gün geliyor önemini yitiriyor.
Artık çok samimi değilsiniz onunla, çok görüşmüyorsunuz, hatta bunu düşünmüyorsunuz.
İnsanlar da öyle belki, zamanda getirileri ve paylaşım ne kadar keyif verici, eğitici, düşündürücü olsa da zamanı doluyor. Sonra bir bakıyorsunuz ki artık o masada o insanlarla oturmak birşey verimyor size.
Kuşkusuz ki hep aldım verdim meselesi değildir ama tercih meselesidir.
Bu durumda belki de yersiz birbirimize kırılmak, içten içe alınmak ve o samimiyetsizlikten hayıflanmak. Kabul edip, adam gibi gitmek gerek belki.
Ama sonra dedim ki;
saçmalama, sen o kaliteli zamanı mesela kiminle geçiriyordun, yıllardır ne bok olursa olsun geçmeyenlerden biriyle.
Neden geçmiyor bu insan ve işte şimdi saydığın diğerleri?
Çünkü duyabiliyorsunuz, görebiliyorsunuz ve bunu kabul edebiliyorsunuz.
Demek ki o zaman bu gelir geçerlik meselesi değil.
Demek ki bu çaba meselesi. Demek ki bu görü meselesi. İstek meselesi.
Kuşkusuz ki herkes aynı kişileri aynı şeyleri isteyecek diye bir kural da yok.
O zaman karar verilecek bir konu değildir bu.
Kimi gelir geçer eşya gibi
kimi yer eder, vücudunda bir parça gibi.
GÜN GELSİN
Çok dert, çok proje.
Genelde hayal.
Cesaret yok.
Zaman nedense hiç yok.
Bıkkınlık.
Yorgunluk.
Erteleme.
Erteleme.
Sıraya koy.
İçine koy.
Harekete geçir.
Harekete geç.
Değer.
Başarısızlıklara da değer.
Genelde hayal.
Cesaret yok.
Zaman nedense hiç yok.
Bıkkınlık.
Yorgunluk.
Erteleme.
Erteleme.
Sıraya koy.
İçine koy.
Harekete geçir.
Harekete geç.
Değer.
Başarısızlıklara da değer.
24 Ağustos 2010 Salı
KORKU
Korku...
Korkak biriyim ben.
Kaybetmekten korkuyorum.
Vazgeçmekten korkuyorum.
Unutmaktan korkuyorum.
Yalnızlığımdan korkuyorum.
Onu kabul edişimden, beni bırakırken ensesine yapışmaktan...
Zamandan korkuyorum.
Geçmezken alıp götürdüklerinden, hepsine göz göre göre izin vermekten...
Herşeyin aynı kalmasından korkuyorum.
Aynılığa alışmaktan, alıştıkça farketmemekten, farketsem bile önemsememekten...
Kabullenmekten korkuyorum.
hiç sorgulamadan sadece oluşu kabullenmekten...
Kabullenmemekten korkuyorum.
İnatla savaşmaktan bazen, herşey bana bağlıymış gibi...
Herşeyin bana bağlı olmasından korkuyorum.
Sorumluluğu kaldıramamaktan, kendime teslim olmaktan...
Herşeyin bana bağlı olmamasından korkuyorum.
Bütün umutlarımı yitirmekten, hergün verdiğim savaşı bırakmaktan...
İnsanlığıma yenilmekten korkuyorum.
Korkak biriyim ben.
Kaybetmekten korkuyorum.
Vazgeçmekten korkuyorum.
Unutmaktan korkuyorum.
Yalnızlığımdan korkuyorum.
Onu kabul edişimden, beni bırakırken ensesine yapışmaktan...
Zamandan korkuyorum.
Geçmezken alıp götürdüklerinden, hepsine göz göre göre izin vermekten...
Herşeyin aynı kalmasından korkuyorum.
Aynılığa alışmaktan, alıştıkça farketmemekten, farketsem bile önemsememekten...
Kabullenmekten korkuyorum.
hiç sorgulamadan sadece oluşu kabullenmekten...
Kabullenmemekten korkuyorum.
İnatla savaşmaktan bazen, herşey bana bağlıymış gibi...
Herşeyin bana bağlı olmasından korkuyorum.
Sorumluluğu kaldıramamaktan, kendime teslim olmaktan...
Herşeyin bana bağlı olmamasından korkuyorum.
Bütün umutlarımı yitirmekten, hergün verdiğim savaşı bırakmaktan...
İnsanlığıma yenilmekten korkuyorum.
22 Ağustos 2010 Pazar
DİNGİL SHOW
Genellikle keskin fikirlerim ve keskin bir ifade biçimim var.
Kimi çevrelerce yanlış anlaşılmama daha doğrusu keskin ve agresif tavrım yüzünden sözlerimin pek dinlenmemesine sebep oluyor bu durum.
Yazdığım her kelime, ister tamamen benim fikrim, ister topladığım bilgilerle derlediğim bir tanıtım olsun, ürettiğim herşeye çok saygı duyuyorum.
Kusuruma bakmayın ama önemsiyorum.
Offf neyse yaa, netice itibariyle, kuşkusuz ki herkes aynı fikirde olacak, ya da herkes birşeyi beğenecek diye bir kaide yok.
Ama saygı duyacaksın, herkesin fikrine, emeğine saygı duyacaksın. Ben bunu önemsiyorsam sen de özen göstereceksin.
Haa tabii ki herkes istediği gibi davranmakta özgürdür ama sonuçlarına da katlanır bunu hatırlamak lazım.
Bu zamana kadar bana yavşakça davranan çok olmuştur, dalga geçen, önemsemeyen, saygısızlık eden, pek kafama takmam hiçbirini. İnsanoğlu hoşgörmek gerekir. Ama hoşgörümün sınırları var. Emeğime, fikrime laf ettirmem. Kimsenin egosu, dingilliği altında ezdirmem. Ezmeye kalkanı da hoşgörmem.
Dün birine de söylemiştim, hoşuma gidiyor tekrar edeyim:
Götümle yazmıyorum ben bu yazıları o yüzden kimse bok muamelesi yapamaz.
Kimi çevrelerce yanlış anlaşılmama daha doğrusu keskin ve agresif tavrım yüzünden sözlerimin pek dinlenmemesine sebep oluyor bu durum.
Yazdığım her kelime, ister tamamen benim fikrim, ister topladığım bilgilerle derlediğim bir tanıtım olsun, ürettiğim herşeye çok saygı duyuyorum.
Kusuruma bakmayın ama önemsiyorum.
Offf neyse yaa, netice itibariyle, kuşkusuz ki herkes aynı fikirde olacak, ya da herkes birşeyi beğenecek diye bir kaide yok.
Ama saygı duyacaksın, herkesin fikrine, emeğine saygı duyacaksın. Ben bunu önemsiyorsam sen de özen göstereceksin.
Haa tabii ki herkes istediği gibi davranmakta özgürdür ama sonuçlarına da katlanır bunu hatırlamak lazım.
Bu zamana kadar bana yavşakça davranan çok olmuştur, dalga geçen, önemsemeyen, saygısızlık eden, pek kafama takmam hiçbirini. İnsanoğlu hoşgörmek gerekir. Ama hoşgörümün sınırları var. Emeğime, fikrime laf ettirmem. Kimsenin egosu, dingilliği altında ezdirmem. Ezmeye kalkanı da hoşgörmem.
Dün birine de söylemiştim, hoşuma gidiyor tekrar edeyim:
Götümle yazmıyorum ben bu yazıları o yüzden kimse bok muamelesi yapamaz.
8 Ağustos 2010 Pazar
DELİ
Binaların arasına sıkışmış özgürlüğümle tabii ki miskin olacaktım.
Çıkmayınca bilmiyor insan.
Çıksa da bazen görmüyor.
Bazen bir at,
yanıbaşında bir at
sana yaşamı anlatabiliyor işte.
Zaman akmıyor burda dedi onur dün.
Dedim ki zaman zaten akmıyor, hiçbir yerde
Yaşamlar akıyor,
arabalar,
insanlar,
paralar,
duygular,
akıyor.
Akarken görmüyorsun
çünkü akış ruhu kör ediyor.
Üretim, Üretin
Ne için
İfade ettiklerinin insanlarda açacakları yol için,
senin gitmediğin, belki hiç gitmeyeceğin bir yol.
İletişim, iletişin.
Bazen kelimelere hapsolmadan,
içerdekini formlandırarak, fotoğraflayarak, çizerek...
Deli derler onur'a
özgürlüğünü yüzlerine utanmadan vurduğundan belki
ama üretimin tutkusuyla yanan
ellerinde, gözlerinde, ruhunda
gördüğüm delilikse eğer
kendine gelip bakmalı eyy ahali,
o deliliktir sizleri de girdiğiniz çukurdan çıkaracak,
Aklınız yeterse eğer...
Sanat, komik kelime..
Onur'a sevgilerle...
Çıkmayınca bilmiyor insan.
Çıksa da bazen görmüyor.
Bazen bir at,
yanıbaşında bir at
sana yaşamı anlatabiliyor işte.
Zaman akmıyor burda dedi onur dün.
Dedim ki zaman zaten akmıyor, hiçbir yerde
Yaşamlar akıyor,
arabalar,
insanlar,
paralar,
duygular,
akıyor.
Akarken görmüyorsun
çünkü akış ruhu kör ediyor.
Üretim, Üretin
Ne için
İfade ettiklerinin insanlarda açacakları yol için,
senin gitmediğin, belki hiç gitmeyeceğin bir yol.
İletişim, iletişin.
Bazen kelimelere hapsolmadan,
içerdekini formlandırarak, fotoğraflayarak, çizerek...
Deli derler onur'a
özgürlüğünü yüzlerine utanmadan vurduğundan belki
ama üretimin tutkusuyla yanan
ellerinde, gözlerinde, ruhunda
gördüğüm delilikse eğer
kendine gelip bakmalı eyy ahali,
o deliliktir sizleri de girdiğiniz çukurdan çıkaracak,
Aklınız yeterse eğer...
Sanat, komik kelime..
Onur'a sevgilerle...
7 Ağustos 2010 Cumartesi
KURBA(ĞA)N
Blues bu kadar blues'ken nasıl olur da insanı zevkten dört köşe eder?
Belki de zevkin içinde de blues var mı birazcık?
Her insanın içinde biraz blues var.
Keyfi sürerken, acısını da tatmaktan mı acaba?
Keyiflenmek çok acı.
Kendime olan yüzsüz güvenimle, saçma çıkarımlarımı yapmaktan inanılmaz keyif alıyorum.
heeyy çelişmeler denizinde yüzen kurbağayım ben.
Nilüfer yapraklarına oturmak yerine yiyorum onları...
Tüketim manyağı oldum belki
Baskılara dayanamayarak yitik bir kurban olmuşum.
Nerden nereye
Acaba ne diyorum...
Belki de zevkin içinde de blues var mı birazcık?
Her insanın içinde biraz blues var.
Keyfi sürerken, acısını da tatmaktan mı acaba?
Keyiflenmek çok acı.
Kendime olan yüzsüz güvenimle, saçma çıkarımlarımı yapmaktan inanılmaz keyif alıyorum.
heeyy çelişmeler denizinde yüzen kurbağayım ben.
Nilüfer yapraklarına oturmak yerine yiyorum onları...
Tüketim manyağı oldum belki
Baskılara dayanamayarak yitik bir kurban olmuşum.
Nerden nereye
Acaba ne diyorum...
5 Ağustos 2010 Perşembe
KİM
Zedelenmekten bıkmış ruhum,
kendini kandırırken
kendine kanarken.
Ben-Sen-Kim
Kimliğini kaybetmiş
Kimliğini hiç görmemiş
Görse de bilmemiş
Bilse de söylememiş.
Yalancılıktan kim ölmüş
yabancılıktan kim düşmüş
Kabul mü
reddediş mi
Kim bilir.
Kim'lik.
Hiçkimse
Herkimse
kendini kandırırken
kendine kanarken.
Ben-Sen-Kim
Kimliğini kaybetmiş
Kimliğini hiç görmemiş
Görse de bilmemiş
Bilse de söylememiş.
Yalancılıktan kim ölmüş
yabancılıktan kim düşmüş
Kabul mü
reddediş mi
Kim bilir.
Kim'lik.
Hiçkimse
Herkimse
NEDEN SANAT
Çünkü genel geçerlikte
kendini ifade etmenin en keskin yolu.
İfade etme rahatlamasını yaşatır
anlaşılma kaygısını taşıtmaz.
Egoyu tatmin ettiği gibi
Tevazu gösterme fırsatını tanır.
Bana göre
Herşey sanat,
Herkes Sanatçı.
Çünkü her kafada
ifade edilecek
en az bir
herhangi birşey vardır.
kendini ifade etmenin en keskin yolu.
İfade etme rahatlamasını yaşatır
anlaşılma kaygısını taşıtmaz.
Egoyu tatmin ettiği gibi
Tevazu gösterme fırsatını tanır.
Bana göre
Herşey sanat,
Herkes Sanatçı.
Çünkü her kafada
ifade edilecek
en az bir
herhangi birşey vardır.
NEDEN SANAT?
Sıcaktan tembellik ruhuma yapıştı.
Bahane verdi elime, kendimi severek, hiç olmam için.
Üretim
Üretin
Nereye, neden.
Belki de malzeme yok elimde.
Belki de istemeyecek kadar bezginim.
Hırs yok hırs.
Hayal etmek yapmanın yarısı galiba
ama
ben tamamı sanıyorum.
Sancılanmak iyidir belki
ama
sancı sanrıyı doğuruyor
Sanrı yanılgıya kaçıyor
Yanılgı bıkkınlığa uzanıyor
Sonuç
Hayal edilmiş
ama
genel gerçeklikte algılanmamış dünyalar dolusu
üretim
Üretin
Ne için.
Neden sanat?
Bahane verdi elime, kendimi severek, hiç olmam için.
Üretim
Üretin
Nereye, neden.
Belki de malzeme yok elimde.
Belki de istemeyecek kadar bezginim.
Hırs yok hırs.
Hayal etmek yapmanın yarısı galiba
ama
ben tamamı sanıyorum.
Sancılanmak iyidir belki
ama
sancı sanrıyı doğuruyor
Sanrı yanılgıya kaçıyor
Yanılgı bıkkınlığa uzanıyor
Sonuç
Hayal edilmiş
ama
genel gerçeklikte algılanmamış dünyalar dolusu
üretim
Üretin
Ne için.
Neden sanat?
ÖLÜ-M
Kafamda o kadar çok cümle dolanıyor ki, yine şekillenemiyorum.
Hayalperest dünyamda hepimiz biriz. Hepimiz denk, hepimiz tek.
Ama uygulama alanı benim dünyamdan o kadar farklı, o kadar garip ki.
Korku çok vahim, ve ben hemen hemen herşeyden korkuyorum.
Birini sevmekten, başka birini sevmemekten korkuyorum.
Birini görmekten, başka birini görmemekten.
Her ucundan korkuyorum herşeyin.
Kuşku, şüphe ve kaygı içimi yiyip bitirirken
yok olmamaktan korkuyorum.
Nedenleri mühim mi bilmiyorum.
Ölmekten çok korkuyorum,
Bilmediğim herşeyden korktuğum gibi.
Bilmemektense ölesiye korkuyorum.
Dönüp dolaşıp
en çok
kendimden korkuyorum.
Yaratan olduğumdan ötürü.
Hayalperest dünyamda hepimiz biriz. Hepimiz denk, hepimiz tek.
Ama uygulama alanı benim dünyamdan o kadar farklı, o kadar garip ki.
Korku çok vahim, ve ben hemen hemen herşeyden korkuyorum.
Birini sevmekten, başka birini sevmemekten korkuyorum.
Birini görmekten, başka birini görmemekten.
Her ucundan korkuyorum herşeyin.
Kuşku, şüphe ve kaygı içimi yiyip bitirirken
yok olmamaktan korkuyorum.
Nedenleri mühim mi bilmiyorum.
Ölmekten çok korkuyorum,
Bilmediğim herşeyden korktuğum gibi.
Bilmemektense ölesiye korkuyorum.
Dönüp dolaşıp
en çok
kendimden korkuyorum.
Yaratan olduğumdan ötürü.
27 Temmuz 2010 Salı
GERÇEK
Nedenini hala anlayamasam da beni seven o kadar çok insan var ki bu dünyada.
Var oldukları için şükrediyorum.
Ama dur bunu söylemek değil niyetim.
Edeceğim başka iki laf var, inkarı bir maharet sanmış yüzmilyonlarcasına.
Aşk.
Aşk, bu dünyada bir insanın başına gelebilecek en güzel ve en önemli şeydir.
Hiç sanılmasın ki herkeste başka başkadır. Öyle olsaydı, bir adı olmazdı emin ol.
Herkesin içini yakar, herkesin midesini döndürür.
Herkesin en mutlu olduğu anlar onunla birlikte olduğu anlardır.
Yok öyle, hergün birşeye aşık olmak lafları. O aşk, bu aşk değildir.
Aşk.
Bir tek aşk, bütün varlığı-yokluğu unutturur.
Bir tek aşk, insana kendini unutturur.
Aşığım ben.
Başka hiçbir şey yok.
Bu zamana kadar canımı acıtmış hiçbir kimse, hiçbir an.
İsterdim ki...
İsterdim ki; sevgilim...
Ama yok işte,
Yapacak birşeyim de yok.
Acısını da bal gibi çekeceğim.
Ne de olsa;
Aşk.
Bir tek aşk
hep benim...
Var oldukları için şükrediyorum.
Ama dur bunu söylemek değil niyetim.
Edeceğim başka iki laf var, inkarı bir maharet sanmış yüzmilyonlarcasına.
Aşk.
Aşk, bu dünyada bir insanın başına gelebilecek en güzel ve en önemli şeydir.
Hiç sanılmasın ki herkeste başka başkadır. Öyle olsaydı, bir adı olmazdı emin ol.
Herkesin içini yakar, herkesin midesini döndürür.
Herkesin en mutlu olduğu anlar onunla birlikte olduğu anlardır.
Yok öyle, hergün birşeye aşık olmak lafları. O aşk, bu aşk değildir.
Aşk.
Bir tek aşk, bütün varlığı-yokluğu unutturur.
Bir tek aşk, insana kendini unutturur.
Aşığım ben.
Başka hiçbir şey yok.
Bu zamana kadar canımı acıtmış hiçbir kimse, hiçbir an.
İsterdim ki...
İsterdim ki; sevgilim...
Ama yok işte,
Yapacak birşeyim de yok.
Acısını da bal gibi çekeceğim.
Ne de olsa;
Aşk.
Bir tek aşk
hep benim...
23 Temmuz 2010 Cuma
ACI HABER
Öğlen yemeğinde Hurriyet magazin okumayı seviyorum ben.
Üzücü bir haber vardı, Ayda Aksel'in kocası ölmüş.
Kadın iş için Ankara'ya gitmeden önce bir kahve içmişler hava alanında,
sonra haber gelmiş, kalp krizi geçirip ölmüş adam.
Dün, artık sevgilim olmayan adama diyordum ki;
o kadar plan, hayal, hepsi bir gün içinde nasıl silinebiliyor, yok oluyor.
Nasıl kabul ediyorsun, nasıl katlanıyorsun.
Bugün cevaplarımı aldım işte Ayda Aksel'in kocasından.
Ölüyorsun.
Ölüyorsun ve artık onca hayal, plan, mutlu an, hepsi senin kontrolün olmadan gidiyor.
Hiçbir şey, hiçbir şey yapamıyorsun, sevdiğin anları geri almak, yaşamaya devam etmek için.
Ölüm benim için şaibeli bir konu belki ama hissedilen gerçeklikte o kadar vuruyor ki insana.
Ben de ölüyüm işte,
ve bu kadar ölüyken sevgilimin ölümüne katlanmaksa gerçekten çok acı.
Üzücü bir haber vardı, Ayda Aksel'in kocası ölmüş.
Kadın iş için Ankara'ya gitmeden önce bir kahve içmişler hava alanında,
sonra haber gelmiş, kalp krizi geçirip ölmüş adam.
Dün, artık sevgilim olmayan adama diyordum ki;
o kadar plan, hayal, hepsi bir gün içinde nasıl silinebiliyor, yok oluyor.
Nasıl kabul ediyorsun, nasıl katlanıyorsun.
Bugün cevaplarımı aldım işte Ayda Aksel'in kocasından.
Ölüyorsun.
Ölüyorsun ve artık onca hayal, plan, mutlu an, hepsi senin kontrolün olmadan gidiyor.
Hiçbir şey, hiçbir şey yapamıyorsun, sevdiğin anları geri almak, yaşamaya devam etmek için.
Ölüm benim için şaibeli bir konu belki ama hissedilen gerçeklikte o kadar vuruyor ki insana.
Ben de ölüyüm işte,
ve bu kadar ölüyken sevgilimin ölümüne katlanmaksa gerçekten çok acı.
TRAV-MA
Bu kızgınlığı içimde taşımayı hiç sevmiyorum.
Vücudum ağır geliyor ruhuma o zaman.
Külçe gibi, kocaman, işe yaramaz bir kütük gibi.
Evet kendim yapıyorum ama nasıl değiştireceğimi bilemiyorum.
İyi şeyler mi düşüneyim.
Neyi mesela, o kadar gereksiz ki o iyiler şimdi.
Nedenleri çok mühim değil, ateşleyicilerin işi zaten bitiyor bir süre sonra.
Travmalar iyidir değil mi, büyük aydınlanmalara giden yollar hep travmalarla açlır.
Ama yine de bilmediğimi bilmemeyi tercih ederdim.
O zaman herşey çok kolay, çok çabuk olurdu.
Şimdiyse ağır ağır, acıta acıta geçiyor zaman.
Akreple yelkovan batıyor ayrı ayrı, ruhuma.
Hoş depresyonunu seviyorum.
İnsansı terbiyesizliğimi dışa vuran en büyük şey aşk acısı değil mi.
Kendimden anlayışlı olmayı, empatiyi, düşünceyi falan beklemediğim tek zaman bu.
Neyimin aşk acısıysa o da ayrı, benim bir -mış gibi yapasım var da ondan.
Dinlenme gibi. Nefrete de zaman ayırmak gerek yoksa yeniden nasıl seveceğim.
Vücudum ağır geliyor ruhuma o zaman.
Külçe gibi, kocaman, işe yaramaz bir kütük gibi.
Evet kendim yapıyorum ama nasıl değiştireceğimi bilemiyorum.
İyi şeyler mi düşüneyim.
Neyi mesela, o kadar gereksiz ki o iyiler şimdi.
Nedenleri çok mühim değil, ateşleyicilerin işi zaten bitiyor bir süre sonra.
Travmalar iyidir değil mi, büyük aydınlanmalara giden yollar hep travmalarla açlır.
Ama yine de bilmediğimi bilmemeyi tercih ederdim.
O zaman herşey çok kolay, çok çabuk olurdu.
Şimdiyse ağır ağır, acıta acıta geçiyor zaman.
Akreple yelkovan batıyor ayrı ayrı, ruhuma.
Hoş depresyonunu seviyorum.
İnsansı terbiyesizliğimi dışa vuran en büyük şey aşk acısı değil mi.
Kendimden anlayışlı olmayı, empatiyi, düşünceyi falan beklemediğim tek zaman bu.
Neyimin aşk acısıysa o da ayrı, benim bir -mış gibi yapasım var da ondan.
Dinlenme gibi. Nefrete de zaman ayırmak gerek yoksa yeniden nasıl seveceğim.
İŞTE BÖYLE
Kızgınım, hem de çok.
En az üzgünlüğüm kadar.
Kimseye iyi davranacak halim yok.
Eğer ki hak-hukuk meselesiyse bu, benim hakkım var tam da şimdi kimseyi sevmemeye.
Sizler; küçük götler, hiçbiriniz zaten haketmediniz iyi davranılmayı tarafımdan, sadece hoşgördüm acemiliklerinizi, ama onu bile anlayamayacak kadar küçüksünüz yavrularım.
Umurumda bile değil bundan sonra yediğiniz haltlar,
tıpkı bundan önce yediklerinizin de umurumda olmayışı gibi.
Mutlu olduğunuza eminim şimdi çünkü zaten ne demek olduğunu da bilmezsiniz siz.
Hiçbir zaman sevmediniz dünya üzerindeki herhangi bir şeyi.
Mutlu olduğunuza eminim çünkü bu kadar sizin bildikleriniz. Bilmediğinizi bile bilmezsiniz.
Keşke dinlediğiniz ufacık bir müziğin sadece bir köşesini anlayabilseydiniz.
Yok ama yüzeysel özentilik denizinde yüzmek yeter size.
Çabalarımı bile küçültecek kadar küçüksünüz,
oysa ben kimseyi boyutlarına göre sevmezdim.
Kızgınım, hem de çok.
Kendime en çok.
Bile bile, yine de size verdiklerim için.
Geçecek kızgınlık, üzüntü gibi.
Ama şimdi çok kızgınım.
İsteyenler olduğuna eminim,
kardeşim yeni evlendi ya, kınası var evde hala.
Şimdi rahatladınız, kınanızı da ben vereceğim.
En az üzgünlüğüm kadar.
Kimseye iyi davranacak halim yok.
Eğer ki hak-hukuk meselesiyse bu, benim hakkım var tam da şimdi kimseyi sevmemeye.
Sizler; küçük götler, hiçbiriniz zaten haketmediniz iyi davranılmayı tarafımdan, sadece hoşgördüm acemiliklerinizi, ama onu bile anlayamayacak kadar küçüksünüz yavrularım.
Umurumda bile değil bundan sonra yediğiniz haltlar,
tıpkı bundan önce yediklerinizin de umurumda olmayışı gibi.
Mutlu olduğunuza eminim şimdi çünkü zaten ne demek olduğunu da bilmezsiniz siz.
Hiçbir zaman sevmediniz dünya üzerindeki herhangi bir şeyi.
Mutlu olduğunuza eminim çünkü bu kadar sizin bildikleriniz. Bilmediğinizi bile bilmezsiniz.
Keşke dinlediğiniz ufacık bir müziğin sadece bir köşesini anlayabilseydiniz.
Yok ama yüzeysel özentilik denizinde yüzmek yeter size.
Çabalarımı bile küçültecek kadar küçüksünüz,
oysa ben kimseyi boyutlarına göre sevmezdim.
Kızgınım, hem de çok.
Kendime en çok.
Bile bile, yine de size verdiklerim için.
Geçecek kızgınlık, üzüntü gibi.
Ama şimdi çok kızgınım.
İsteyenler olduğuna eminim,
kardeşim yeni evlendi ya, kınası var evde hala.
Şimdi rahatladınız, kınanızı da ben vereceğim.
22 Temmuz 2010 Perşembe
öööööffffffff
Annemin bahçesi tamamlandı.
Galiba rakı açılışını ben yaptım bugün.
Dün deliler gibi istediğim fakat elde edemediğim semizotu salatası, rakımın yanında duruyor şimdi, tamamen tesadüf!
Şu an herşey istediğim gibi.Keşke biraz daha rakım olsaydı.
İnsanım ben hala,
hiçbir zaman istediğim gibi değil herşey, ya da herhangi birşey.
Sigarayı bıraktığımdan beri, içkiye direncim düştü, aram da bozulmuştu gerçi
ama düzeltiyoruz yavaş yavaş...
o kadar çok kişiye ihtiyacım var ki,
Selman ustaya mesela hayvan gibi ihtiyacım var.
Uygar'a ihtiyacım var benim.
Elif'e ihtiyacım var.
Bir kendime ihtiyacım yok.
Bu aralar o kadar sıkıcı ki
hayatımdan defolup gitse ve bir daha geri gelmese pek makbule geçecek.
Galiba rakı açılışını ben yaptım bugün.
Dün deliler gibi istediğim fakat elde edemediğim semizotu salatası, rakımın yanında duruyor şimdi, tamamen tesadüf!
Şu an herşey istediğim gibi.Keşke biraz daha rakım olsaydı.
İnsanım ben hala,
hiçbir zaman istediğim gibi değil herşey, ya da herhangi birşey.
Sigarayı bıraktığımdan beri, içkiye direncim düştü, aram da bozulmuştu gerçi
ama düzeltiyoruz yavaş yavaş...
o kadar çok kişiye ihtiyacım var ki,
Selman ustaya mesela hayvan gibi ihtiyacım var.
Uygar'a ihtiyacım var benim.
Elif'e ihtiyacım var.
Bir kendime ihtiyacım yok.
Bu aralar o kadar sıkıcı ki
hayatımdan defolup gitse ve bir daha geri gelmese pek makbule geçecek.
HOMER
Böyle zamanlarda daha da özlenir oluyor benim için neverland...
var olmayan bir yerde var olmamak istiyorum çok.
Duygumu özlüyorum, istemiyorum ondan vazgeçmek.
Hoş zaten geçemiyorum da.
Her an, içimi kemiriyor, sanki kalbimden çıkan böcekler mideme kadar kemirip içimi boşaltıyorlar.
Marifet.
Yalnızlık.
Kimse bilemez ki nedir, kimse ben değil.
Kabul etmeyeli çok oldu, olanı.
Değişim arzusuyla tanışalı da.
Bencilliktir belki, herkesin doğrusu kendine mi gerçekten.
benimkiler bazen başkasına gibi de geliyor.
Dün tanıştığım tatlı oğlan,
sanki bana, kendime söylediklerimi söylemek için gelmiş gibi,
yanan enerjisiyle ne güzel dillendirdi.
"Canını acıtacak belki ama bunu söylemem gerek: Belki şu an çok mutludur o. Senin ne yaşadığını bilemez, hiçkimse bilemez, bilsek de zaten bize ne ki. Sen biliyorsun ne demek olduğunu. Yani sadece kendine yapıyorsun."
Gerçekleşmeyen hayallerine yenilmiş birisiyim.
Ve biliyorum çok sıkıcıyım.
İnsan insandan vazgeçer mi derdim,
cevap defalarca yüzüme çarptı.
Artık reddetmemem gerekir.
İnsan kendinden vazgeçer mi?
anlıyorum ki benim geçmem gerekir.
var olmayan bir yerde var olmamak istiyorum çok.
Duygumu özlüyorum, istemiyorum ondan vazgeçmek.
Hoş zaten geçemiyorum da.
Her an, içimi kemiriyor, sanki kalbimden çıkan böcekler mideme kadar kemirip içimi boşaltıyorlar.
Marifet.
Yalnızlık.
Kimse bilemez ki nedir, kimse ben değil.
Kabul etmeyeli çok oldu, olanı.
Değişim arzusuyla tanışalı da.
Bencilliktir belki, herkesin doğrusu kendine mi gerçekten.
benimkiler bazen başkasına gibi de geliyor.
Dün tanıştığım tatlı oğlan,
sanki bana, kendime söylediklerimi söylemek için gelmiş gibi,
yanan enerjisiyle ne güzel dillendirdi.
"Canını acıtacak belki ama bunu söylemem gerek: Belki şu an çok mutludur o. Senin ne yaşadığını bilemez, hiçkimse bilemez, bilsek de zaten bize ne ki. Sen biliyorsun ne demek olduğunu. Yani sadece kendine yapıyorsun."
Gerçekleşmeyen hayallerine yenilmiş birisiyim.
Ve biliyorum çok sıkıcıyım.
İnsan insandan vazgeçer mi derdim,
cevap defalarca yüzüme çarptı.
Artık reddetmemem gerekir.
İnsan kendinden vazgeçer mi?
anlıyorum ki benim geçmem gerekir.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)