12 Ağustos 2011 Cuma

YETTİ ULAN

İnsanlar korkar benden...
Arkadaşlarım korkar, yüzlerine vururum yüzlerini diye.
Sevgililerim korkar, hiçbir zaman sevemeyecekleri gibi severim diye.
Öfkeyi bilirim ama onu sürdürmeyi bilemem.

Görenler görmeyenlere anlatsın, içten içe bilenler, çekinmeden üstüne alsın...

Yüzeyselliğe hiç katlanamıyorum.
Çıkarlarınız ve egonuz uğruna birbirinize gösterdiğiniz aşırı sevgi hareketlerine katlanamıyorum.
Yüzsüzlüğünüze katlanırdım ama bunu kabul etmiyorsunuz ya ona da katlanamıyorum.
Ne olduğunuzu bilip de başkalarından böylesine kompleksle saklıyorsunuz ya ona hiç katlanamıyorum.
Geceleri yastığa koyduğunuz kafanıza nasıl katlanıyorsunuz onu da hiç anlamıyorum.
Katlanamadığım şeyleri değiştirmek isterim ben ama siz adam olmaktan bu kadar korkuyorsunuz ya
ben de bundan sonra uğraşmıyorum.

6 Ağustos 2011 Cumartesi

MUZ LİKÖRÜ

Sabah, bize göre. Hatta şimdilik sadece bana göre.
Kahvem önümde, neil young kulağımda, evet şimdi sigaram elimde, özlediklerim üst katta yataklarında...
O kadar istemiyorum ki çıkmayı bu gerçekten...

Muz likörü, süt ve kahveyle karışıtırılır, mükemmel uyum...

Yürütmez kar yok ya sokaklarında Ankara'nın, içimi ısıttı serinliği...
Yaptığı şapşallıklara gülebilmesi ne kolay aslında insanın.
Şişik egolarla, komlekslerle çevrelenmiş olunca kişi, unutuyor güzellikleri.
Söylediklerime dikkat etmem gerekmeden, alınır mı diye düşünmeden yaşamak ne güzel aanı.
Unutmuşum.
Rahatladım.
O pikap, bu pikap, şu pikap...

19 Temmuz 2011 Salı

SON UÇ

bazen susmak iyidir.
bazen de boşvermek...

Ben de boşverebilirim.
Senin önemsemediğin kendini ben neden önemseyeyim.

13 Temmuz 2011 Çarşamba

SONUÇ

Herkesi sevmek gerek ama uzaktan olsa daha iyi galiba.
Böyle farazi, teoride belki.
Yabancıları istemiyorum toplumumda...
Zararları, kötülükleri üzüyor bizi.

Anlayamıyorlar belki, bilmiyorlar çünkü kimiz.
Merak etmiyorlar.
Mekanik içleri...
Ayırmak değil derdim, kendilerini ayırıyorlar.

Bizler;
Sevgiyle aşkla yananlar, nariniz biraz.
Duygu çok, düşünce çok, zarar da çok oluyor.

Olsun.
Zararını da seviyoruz ya...
Yine de sadece bir yere kadar.
Ve bazen çok yakın bir yere kadar.

9 Temmuz 2011 Cumartesi

ODUR BUDUR

İnsanlar o kadar alışık değiller ki söylediğin kadar olmana bir türlü inanamıyorlar.

Kafasınaki herşey dilindedir.
Dilindeki bazen can yakabilir.
Derdi can yakmak olmadan,
farkında olmadan
öyle denk gelebilir.
Herkes aynı değil, bazen herkesin gördüğünü göremeyedebilir.
kimse mükemmel değil. Bunu kabul edebilir.
Başkasının da kabul etmesini bekleyebilir.
İnsanların sadece olduğu haliyle onu sevmelerini isteyebilir.
İnsanları çok ama çok sevmek isteyebilir.
Eksikleri, hataları, yanlışları, doğrularıyla, kendi doğru bildiklerini anlatarak...

Herşeyi olduğu gibi kabul edebilir.
Herşeyin istediği gibi olmasını isteyebilir.
İnsandır sadece.
Bazen bunu bilebilir bazen tamamen unutabilir.

Yaşam bu, denk gelenleri güzellikleriyle kabul edebilir.
Çirkinleşirse gidebilir.
Uğraşası varsa anlatabilir.
Yine de gidebilir.
Hep gidebilir.
Bunu kafasına takabilir ya da hiç takmayabilir.

Uzatmaya gerek var mı.

Söylediğim anlarda söylediklerim kadarım. Söylediklerim bildiklerim kadar ve bilmediklerim...
Ama hepsi sadece o kadar....

8 Temmuz 2011 Cuma

BRAIN STORM

Tuna Kiremitçi'yi pek sevmem, biraz şımarıklıktan olabilir benimki bilmiyorum. Ama bugün köşesinde bir cümlesini beğendim:
"Zencilik sadece kendiniz olduğunuz için ötekileştirildiğinizi hissetmenizdir."

Düşünelim:
Kendiniz olduğunuz durumunu değerlendirebilmek için kendinizi bilmeniz gerekir önce.
Sadece o anda kendinken ve bundan eminken ok o zaman zenci hissedebilirsin sanırım. Ben de bazen hissederim, aslında hissediyorum çok.

ama bu ötekileştirildiğini hissetme durumunu da değerlendirmek gerekir, acaba insan kendi kendine de yapıyor olabilir mi bunu. Kendi kendini o kadar uyduramıyor ki bulunduğu ortama ötekileştiriyor kendini.
bunu da yaparım bazen aslında yaparım çok.

şimdi, bu durumda bir rahatsızlık varsa insanda, o rahatsızlığı gidermek için bir şey yapmalı (ya da rahatsızlıkla da yaşayabilir tabii).
Değiştirmek istiyorsa:
Ya ötekileştirildiğin ortamlarda bulunmamalısın ya da nedenlerini arayarak bir öteki olmamak için ne gerekiyor onları belirlemelisin. Belirlediklerini onaylarsan kendini değiştirebilirsin. Onaylamazsan eee yine ortamda bulunmaz ya da rahatsızlığınla bulunmaya devam edebilirsin. Ama o zaman daha bilinçli bir hareket olur bu, bilinçli olunca da rahatsızlık o kadar rahatsızlık olmayabilir artık.

Brain storm.
Biraz düşün.

WHERE IS MY MIND

birşey de öğrenmesem mesela...
bir ben miyim öğrenmesi gereken siktir etsem mesela...
yorucu oldu bak yine yaşamak, oysa güzel olması gerekirdi.
Ellerim diilerim kırılsın, konuşmaz yazmaz olayım....
Aklım kırılsın düşünmez, üzülmez olayım...
Başkasına söylemek ne haddime kendim yapamazken...
Yapmaz olayım madem hiçbir şey yapmaz olayım...

Geçer, geçer, geçer...
Neden geçmez...

Güzellikler sizin, siz benden uzakta olun mesela...
Üzüldüm haklı ya da haksızca..
Sonuç işte bu, sonuç bu..

Ben yok edemiyorsam eğer, sizler yok olun mesela...

7 Temmuz 2011 Perşembe

ŞEREFE!!

Just because I'm losing
Doesn't mean I'm lost

Coldplay var işte.
Çok feci evlenesim var Coldplayle.
Evimizde otursak ve hep çalsa onlar, konuşsak mesela, sözleri, müzikleri.
Sözlerim belki sözleri olsa.

Hayal kurmak ne güzel..

Hayallerime geri döndüm ben.
Bu sabah, çok derinden, tamamen döndüm bütün hayallerime.
Bütün gerçeklerimle..
Yüküm indi sırtımdan, ruhumdan...

Rahatlamak ne güzel..

Çok mutluyum bu sabah...
Kalbimde, tenimde, aklımda, ruhumda...
Her organımda çok mutluyum..

Mutlu olmak ne güzel..

Sevdiklerime sevdiklerimi kattım..
An sadece şu an.
Bu anda ne kadar tam herşey..
İşte tam da şimdi bundan başka hiçbir şey istemem hayatımda..

Hayatıma geri döndüm..
Geri dönmek ne güzel..

OHH

Çok değişik oldu kafam..
Bir nevi aydınlanma gibi.
Ellerim parçalanana kadar tuşlara vurmak istiyorum, tıkırtılarla üretmek.
Kulağıma gelen müziği o kadar yakından hissediyorum ki...
Ofisteyim, değilim...

Ne çıkacağını bilmiyorum ama bilmeden yaşamak ne güzel..
Bitmeden yaşamak..
Tüketmeden, üretirken, ürettiğini bilirken..
Uykusuzlukla uykudan uyanmış gibiyim...

Evimde hala uykuda olanlar, ne de güzel kafa açtılar...
Bilerek değil, neden o da belli değil.
Belirsizlik ne güzel..

Çok fazla fikir yürüttüm galiba.
Konuşmayanların yerine konuşmak zor, çok saçma hatta...
Susarsa, suskunluktan anlam çıkarmak gerekiyor.
Çıkarmadan ben anlamları dökülsünler önüme.
Açık olmak ne güzel..

Fesatlık bulaştırmadan düşüncelerime, çirkinlikleriyle kabul ediyorum bugün bütün varlığı...
Bütün yokluğuyla kabul ediyorum.

Etrafımda insanlar, şu an hiç yoklar.
Sesleri sanki uğuldama gibi.
Odaklanmak ne güzel..

UYKU

Hafif bir sarhoşluk üzerimde...
Beirut dinleyesim varmış meğerse.
Ne güzel geldi herkes
Ne güzel geldi uykusuzluk...
Birasını sevdiğimin dünyası
Hoşgeldim özüme.
Bu kadarmışım meğerse.
Ne güzelmiş düşünmek yeniden
Ne güzelmiş anlatmaya çabalamadan anlaşılmak...
Ne güzelmişim meğerse...

5 Temmuz 2011 Salı

YAPMA

Kendi içimdeyim artık, kendi gücümdeyim.
Kendi hayatımda kendi kendimeyim.
Yanımdakiler yanımda.
Yanımdayken değiller senin karşında.
Herkesin kendisi var içinde, kararları kendilerine göre...
Sen de dön bak içine, kendini bul önce.
Beğenmediklerini değiştir, değişimin gücü de senin içinde.
Yastıkta bir tek senin kafan var, huzursa yine kendi içinde.
Yapma bebeğim yapma.
Bana değil öfken, zararın,
kendine bunu yapma.

SEN DE GÜL!

Gün olmuş;
herkes birbirini yanlış anlamış.
Doğrusu;
hiçkimse birbirini anlamamış.
Anlamaya çalışmamış.

Herkes birbirini yok etmiş,
kimisi içindeki sıkıntının sebebini merak etmiş.
Kimisi onu bile görmezden gelmiş.

Oysa güzel olan şunu görebilmekmiş:

Vazgeçmekten vazgeçmek;
Bir insan hayatında olmasa da olur ama olsa ne de güzel olur.

SESSİZ

Aziza kafası...

Dün bir kitap gördüm D&R'da dolaşırken, adı S*ktir Et... Arkasında "diyor ki doğu felsefesine batılı bakışı, insanların ne düşündüklerini boşver, ne istiyorsan onu yap".
Çok ters değil bana bu düşünce. Hayatımın yaşanmış bütün kısımlarında, hiçkimsenin ne düşüneceğini umursamadan, ne istiyorsam onu yaşadım ben.
Asi bir gençken, ne olduğunu tam olarak anlayamıyorsun ve bu siktir etme durumu, bencilliğe denk geliyor.
Oysa kimin ne düşüneceğini önemsemeden yaşamak, kendi isteklerin yüzünden başkalarını yıpratmak demek değil. Sanırım daha çok; isteklerini, içinde bulunduğun durum ve ortamlar ya da değer verdiğin, sana değer veren insanların istekleriyle harmanlamak demek.
Tabii ki bu insanın kendi seçimi yine. Hiçbir şeyi umursamayabilirsin ama arkanda bıraktığın yıkım, isteklerin karşılansa bile sırtına yük olarak binecektir.
Yine de bencillik aslında, belki de isteklerin arasında tercih yapmak biraz. Sırtındaki yükle yaşayabilir ya da daha dengeli davranabilirsin.
Benim de yüklerim oldu, isteklerim, arzularım, tutkularım yüzünden kırdığım insanlar oldu ama bu yükün sadece bana olduğunu fark edince, hep düzeltmeye çalıştım hatalarımı, "hiçkimse umurumda değil" demedim.
Çünkü herkes umurumda benim. Herkesle nefes alıyorum, gerçekliğimi kanıtlayan benden daha çok başkaları değil mi, bazen kendimden çok onları önemsiyorum. Kendi isteklerimi unutuyorum. Hoş ben de, bu şekilde, dengemi kaybediyorum bazen. Ama olsun, eninde sonunda kendime geliyorum, gözlerimi açıyorum.
Kafam hala karışık bu konuda, lafı biraz ondan uzattım galiba.
Aslında temel olarak demek istediğim şu ki:
İnsan, başkaları oldukça var, eğer onları yok sayarsan sen de zamanla yok olursun. Senin bozduğun dengeyi yeniden sağlayabilmek için silerler seni, farkına vardığında ise gözlerinin önünde bağırsan da yüzün görünmez, sesin duyulmaz olur.

29 Haziran 2011 Çarşamba

AKIL FİKİR

Bir kaliteli zaman daha artılarıyla geçti, gitti...
Hatırımda kalanlar, güzel paylaşımlar, akıl fikir alıp vermeler...
Olunca oluyor işte.

Hayatta (her neyse artık o),
kaliteli zamanlar geçirecek insanlar olsun yanımda.
Şanslıyım, varlar.
Ben istediğim için varlar,
istedikleri için varlar.

Akıl yaşta değil, baştadır ya, bazen ruhtadır belki de.

Yaşı küçük, yaşamı büyük insanlar:
sahiplenin beni, sahiplendiğim gibi sizi.
Sevgi anlık birşey ama mümkün olan her anda sevin beni, sevdiğim gibi sizi.
İyi ki varsınız, iyi ki yoksunuz...
Zamanda kaybolmak, bazen içkiyle değil, fikirle mümkündür.
İçkiden daha tatlı muhabbetler var,
itişmekten daha tatlı sevişmeler...
Sevişsin ruhlarımız, oynaşsın hesap sormadan, sayım yapmadan...

24 Haziran 2011 Cuma

ALT/ÜST

Tango my love, ne de güzel gitar...

Yazdığım herşey, insanlar üstlerine değil akıllarına alsınlar diyedir.
Kim oluyorum da yargılıyorum sadece fikrimdir kelimelere dökülen.
Aynı olabilir görüşlerimiz, farklı olabilir.
Buna karar vermek için üstüne alıp kızmak, alınmak değil
aklına alıp evirip, çevirmek kendini fikrini geliştirmek gerekir.

Hem
ne yaşıyorum, ne görüyorum, ne hissediyorum
Kim bilir?

23 Haziran 2011 Perşembe

YA BEN

kendimi bilsem ya ben biraz...
Boşversem belki biraz...
Vazgeçsem...
Yok etsem...

Üzülmesem ya ben biraz...
İnsanları oldukları gibi kabul etsem...
İnsanları oldukları gibi reddetsem...

Sussam ya ben biraz...
Yüzlerine vurmasam...
Gözlerine bakmasam...

THE WINNER IS?

Kocaman bir aşkın ardından becerilememiş bir ayrılık yaşanıyor.
Öncesinde yaşanmış kocaman bir aşk.
O aşkın kazandırdıkları, kaybettirdikleri...
Bizimle ilgili bu, bize ait, yani sevgilime ve bana.
Ama insanlar nedense daha çok tepki üretiyorlar bizden.
Ne garip...

Biz; onca şeyi sizler yokken yaşamış iki aşık, iyimizle, kötümüzle...
Gün gelip birbirimizde açtığımız yaralar kapandığında yine görüşebilir, bir hayat olmasa da birşeyler paylaşabiliriz.
Bunun gerekliliğine, gereksizliğine kendimiz karar verebiliriz.

Aşk varken kurulmuş olan arkadaşlıklar, kuşkusuz ki ayrılık sırasında acının yansımalarını yaşamıştır.
Destek de olmuşlardır ama ne de olsa bir bağlılık yok, sıkılırlar, bunalırlar...
İnsanın bunaltısını ifade etme şekli her zaman kabul edilebilir olmuyor, kırabilirler...
Sen de daha fazla sıkmamak ve daha fazla kırılmamak için, gidebilirsin...
Peki ya düşmanlık?
Acaba onun ne gibi bir açıklaması olabilir. Hayatı boyunca hiçkimseye düşman olmamış ben buna bir açıklama bulamıyorum.
Bir düşmanlığın kazananı olur mu?

TUTSAK

Samimiyet...
Kendi gerçeklerini sakladığın sürece ne demek olduğunu anlayamayacağın bir kavram.

İnsan neden samimiyetsizdir?
Çünkü kendini hep ayırır diğerlerinden.
Kendine güven gibi görünse de güvensizlik aslında.
Kaybedeceklerinden korkar belki, açık vermekten...
Oysa açıldıkça özgürleşmiyor muyuz?

Özgürlük...
İstediği yerde, istediği zaman olabilen ya da olmayabilen bir insan; kendini açmadığı sürece özgür değildir.
İstemediği yerde, istemediği bir zamanda bile olsa, çığlığını atabilen özgürdür işte.
Bencillik ironik bir şekilde insanın özgürlüğünü, elinden alıyor.

Yaşamak için yaşamı göze almak gerek.
Sakladıkların kadar tutsaksın.

21 Haziran 2011 Salı

BUDUR

Kimse gözümden düşmez benim.
Kızarım bazen ama onu da alabilenin yüzüne söylerim.
Bazen kaçarlar insanlar benden, korkutur onları özgürlüğüm...
Kaçanı da önce bırakamam, içinde bir yerde mücadele şansı varsa diye.
Hiç değişsin istemiyorum bu benliğim.
Gidecek olan gidiyor zaten, geri gelmesini bilen her zaman kabulum.

20 Haziran 2011 Pazartesi

ÇUKUR

Bir şey yaşıyorum. İyileşmeye çalışıyorum. Kendime göre yöntemlerim var, yenilerini de denemeye çalışıyorum.
Çaba bu, geçsin diye çaba harcıyorum.
Her nedense, her kimse, her ne şekildeyse...

Yargılamalar uzak olsun benden.
Küçümsemeler, aşağılamalar, azarlamalar...

Kontrolüm kaybolmuş, kaybolsun.
Biliyorum söylenenleri, içinde ben vardım bir tek, o yüzden daha iyi biliyorum.

Dost bildiklerim, kendilerini bırakıp sevsinler beni.
Gösterdikleri halde çukura düşsem de elimden tutup çıkararak sevsinler beni.

CUMARTESİ TİKSİNTİSİ

Hafta sonu biriktirdim, söyleyecek çok şeyim var.
Birbirine karışmasın düşünceler.

Açıklama:
Zaman insanı da ilerlettikçe, eskiden basit olan şeyler karmaşıklaşmaya başlar. Çünkü daha çok düşünürsün. Düşüncelerine eskiden hiç farkında olmadığın bilgiler, duygular, deneyimler karışır, açın çoğalır. O yüzden de daha çok kırılırsın.
(Ama bu iyidir. Çünkü hayatının sorumluluğunu almayı başarabilirsin. O zaman da ona göre davranmayı bilirsin.)
Konu:
Sevgilin var; eskisi gibi gönül eğlendirmelerde değilsin sadece, paylaşımlardasın, bazen kötü, bazen iyisin, bazen aşık, bazen öfkelisin... Paylaşım bitti; üzgünsün, bazen haklı, bazen haksızsın, bazen öfkeli, bazen özlemlisin...
Bu senin duygu durumun, seni ilgilendiriyor. Ve ben öğrendim ki bunu, artık öteki olmuş adamla, paylaşmamak en doğrusu.
Öteki var, öteki var.
Bir öteki gördüm hafta sonu, akıllara zarar ziyan: Takmış koluna, başka bir öteki olmayı kabul etmiş küçüğü, ötekileştiğinin gözlerine sokuyor, çirkinliğini. Belli ki akıl sağlığı çok yerinde değil. Kırmak, yıkmak istiyor. Oysa zaten herşey kırılmış çoktan. Hareketin sonucu tek şey, pişmanlık. O kadar zaman paylaşmış olmaktan pişman oluyor insan. Karşısında küçücük kalmış adamın, haline acıyor, kendine kızıyor. Ama şu var, bu da geçiyor. Herşey geçer, bazen çirkinlikle...
Her şeyin bir zamanı daha da önemlisi bir yeri var. Bunu bilecek kadar büyüdük bizler artık. Demek ki dert başka ama sonucu sadece kendine çünkü göz yaşı silinir de terbiyesizlik yapışır kalır insanın üstüne.

17 Haziran 2011 Cuma

OLDUĞU KADAR

Son bir kaç yazıyı okuyordum da...
Abartmayı ne çok seviyorum ben.
Yazı dilim bu, konuşma dilim de.
Etkileyici cümleler kurmak hoşuma gidiyor. Ajitasyon bazen.

Kızgınlık geçiyor silinince...

Ben hiç küser miyim kendime?
Yıllardır korumuşum bütün güzelliklerimi, çirkinlerden, cahillerden, bilmek istemeyenlerden...
Kendimi korurken devam etmişim anlatmaya.
Bir tek ben bildiğimden değil ya da ben bildiğimden...
Aklıma, kalbime geleni, yüzüme, dilime vururum ben.
Hesabını yaptığımdan değil, sonucundan anlarım bunu.

Olan olduğu gibiyse olur ancak, olmayanı olduramazsın, olmadıkça...

"AŞKA GEÇİŞ" NOTLARI

Not1:

Vazgeçmeyi hiç sevmem.
Kendimden de asla vazgeçemem.
(Ne kadar güzelim bugün, parantezin dışına taşıyorum.

Heyecanımdan da vazgeçmedim.
Aşktan hiç geçmedim.

"Sadece biraz ara" diyelim.
Vakti gelince geleceğini bilelim.

GÜNAYDIN

Amy Winehouse ile, çok da sıcak olmayan bir güne başlamak ne güzel.
İstediğim her şeye sahibim bugün.

İstediğim her şeyi her zaman bilemiyorum ama allahtan "bir ben var benden içeri".
Ben kontrolü kaybedince o alıyor ipleri eline.

İpler.
Ne kadar da uzak şimdi.

Yakında olan herşeyim, herkesim (elimde değil, yaşam benim ya onu sahiplenirim içindekilerle)hepinize GÜNAYDIN.

16 Haziran 2011 Perşembe

SİLÜET

Kendimi iyi hissediyorum.
Biri bugün dedi ki "ilaçlar işe yaradı anlaşılan, elif yine düşünmeye başladı".
Ne güzel.

Düşünceden kaçmak da bir yere kadar.
Silinecek olan siliniyor zaten.

Güzel bir kitap okuyorum. Diyor ki yazar "bardağınız tamamen doluyken üzerine bir şey koymaya çalışsanız da başaramazsınız, o yüzden onu boşaltmak gerekir"
Kafayı da boşaltmak iyidir. Yeni düşünceler için yer açmak lazım.
Bazen yeni insanlar için.
Silinecek olan siliniyor zaten.